Sana tamamen katılıyorum.
- On the whole I agree with you.
O, dokuz yardın tamamını satın aldı.
- He bought the whole nine yards.
Bütün öğleden sonrayı arkadaşlarla sohbet ederek geçirdim.
- I spent the whole afternoon chatting with friends.
Karam, bütün okuldaki en iyi öğrencidir.
- Karam is the best student in the whole school.