John, bir şey söyleyemeyecek kadar çok şaşırmıştı.
- John was too surprised to say anything.
O, mektubumu aldığında şaşırmış olabilir.
- She may have been surprised when she received my letter.
Habere şaşırmaktan kendilerini alamadılar.
- They couldn't help being surprised at the news.
Şaşırmaktan hoşlanmam.
- I don't like being surprised.
Yurtdışında okuma kararım ebeveynlerimi şaşırttı.
- My decision to study abroad surprised my parents.
Kaza hakkında beni en çok şaşırtan şey avukatların olay yerine ne kadar çabuk varmalarıydı.
- What surprised me most about that accident is how fast the lawyers arrived on the scene.
Kimse benden daha şaşkın değildi.
- No one was more surprised than me.
Neden bu kadar şaşkınsın?
- Why are you so surprised?