I can't do it for want of money.
- Para yokluğundan dolayı onu yapamam.
He had no choice but to run away.
- Onun kaçmaktan başka seçeneği yoktu.
Tom can't trust Mary to look after his house while he's away.
- Tom o yokken Mary'nin onun eviyle ilgileneceğine güvenemiyor.
Tails are absent in some cats.
- Bazı kedilerde kuyruklar yok.
Why did you absent yourself from class yesterday?
- Dün niçin sınıfta yoktun?
There was nothing but an old chair in the room.
- Odada eski bir sandalyeden başka bir şey yoktu.
I am not allergic to penicillin.
- Penisiline alerjim yok.
I wanted some salt, but there was none in the jar.
- Biraz tuz istedim fakat kavanozda hiç yoktu.
Half a loaf is better than none.
- Yarım somun ekmek hiç yoktan iyidir.
Hold your tongue, or you'll be killed.
- Dilini tut, yoksa öldürüleceksin.
I certainly had no idea Tom was thinking about killing himself.
- Tom'un kendini öldürmeyi düşündüğüne dair kesinlikle fikrim yoktu.
He must be lacking in common sense.
- Sağ duyudan yoksun olmalı.
He is lacking in common sense.
- O, sağduyudan yoksundur.
Hiç paraları yok.
It doesn't matter what he said.
- Söylediği şeyin hiçbir önemi yok.
Does she speak English, French or German?
- O İngilizce mi, Fransızca mı yoksa Almanca mı konuşuyor?