vurucu

listen to the pronunciation of vurucu
Турецкий язык - Английский Язык
beater
batter

He is a very good batter. - O, çok iyi bir top vurucusu.

hitting
shooter
hitting; (beysbolda) batter; beater
batsman
thumper
fucker
{i} striker
retire
batsmen
vurucu güç
(Askeri) striking power
vurucu kuvvet bölgesi
(Askeri) striking force area
vurucu güç/kuvvet striking power
(of an army)
vurucu kol
picking stick
vurucu tim
team of sharpshooters (used against criminals or terrorists)
vurucu yayı
(Avcılık) striker spring
vur
struck

The boxer struck his opponent hard. - Boksör rakibine sert vurdu.

He had just finished his homework when the clock struck ten. - Saat onu vurduğunda, o ev ödevini henüz bitirmişti.

vur
{f} shot

The policeman was off duty when he was shot to death. - Polis vurularak öldürüldüğünde izinliydi.

Benjamin shot a bear with a rifle. - Benjamin, bir ayıyı tüfekle vurdu.

vur
{f} smitten

He was smitten with your mother. - O senin annene vurulmuş.

Dan was immediately smitten with Linda. - Dan hemen Linda'ya vuruldu.

vur
{f} pounding

My heart is pounding so hard it feels like it's going to explode. - Kalbim o kadar çok sert vuruyor ki patlayacakmış gibi geliyor.

Tom started pounding on the door. - Tom kapıya vurmaya başladı.

vur
{f} slap
vur
{f} hit

A massive earthquake of magnitude 8.8 hit the Japanese islands today. - 8.8 büyüklüğündeki büyük deprem bugün Japon adalarını vurdu.

If it had not been for his timely hit, our team would have lost the game. - Zamanında vuruş olmasaydı, bizim takım oyunu kaybetmiş olurdu.

vur
{f} beating

The rain is beating against the windows. - Yağmur pencerelere vuruyor.

The rain was beating against the windows. - Yağmur pencerelere vuruyordu.

vur
{f} batting

He has a high batting average. - Onun yüksek bir topa vuruş averajı vardır.

vur
{f} flick
vur
{f} knock

Hold on, someone is knocking at my door. - Bekle , biri kapıma vuruyor.

Tom knocked Mary down. - Tom Mary'ye vurup yere serdi.

vur
{f} thwack
vur
{f} striking

It was a bright cold day in April, and the clocks were striking thirteen. - Nisanda aydınlık soğuk bir gündü ve saat on üçü vuruyordu.

vur
{f} clout
vur
{f} smote
vur
{f} swipe
vur
{f} beaten

Have you ever beaten your dog? - Hiç köpeğine vurdun mu?

I've never beaten Tom. - Ben hiç Tom'a vurmadım.

vur
{f} thump
vur
{f} hitting

I don't blame you for hitting him. - Ona vurduğun için seni suçlamıyorum.

I saw Tom hitting Mary. - Tom'un Mary'ye vurduğunu gördüm.

vur
{f} sock
horoz vurucu temizleyicisi
(Avcılık) hammer nose bushing
sıkı vurucu
(Spor) pinch hitter
vur
whacked

Tom whacked the dog with his cane. - Tom bastonu ile köpeğe vurdu.

vur
whacking
vur
battering
vur
{f} beat

Have you ever beaten your dog? - Hiç köpeğine vurdun mu?

Tom began to beat his son. - Tom oğluna vurmaya başladı.

Турецкий язык - Турецкий язык
vurucu
Избранное