tekince

listen to the pronunciation of tekince
Турецкий язык - Английский Язык
wholesome
promoting good health and well-being
promoting virtue or being virtuous
promoting moral and mental well-being
{a} contributing to health, salutary
sound and healthy
conducive to or characteristic of physical or moral well-being; "wholesome attitude"; "wholesome appearance"; "wholesome food"
Contributing to the health of the mind; favorable to morals, religion, or prosperity; conducive to good; salutary; sound; as, wholesome advice; wholesome doctrines; wholesome truths; wholesome laws
sound or exhibiting soundness in body or mind; "exercise develops wholesome appetites"; "a grin on his ugly wholesome face"
{s} beneficial, improving the moral or physical well-being; good for the health, nutritive, nourishing; healthy
Sound; healthy
approval If you describe food as wholesome, you approve of it because you think it is good for your health. fresh, wholesome ingredients The food is filling and wholesome. = nutritious
approval If you describe something as wholesome, you approve of it because you think it is likely to have a positive influence on people's behaviour or mental state, especially because it does not involve anything sexually immoral. good, wholesome fun
promoting good moral, mental and physical health and well-being
sound or exhibiting soundness in body or mind; "exercise develops wholesome appetites"; "a grin on his ugly wholesome face" conducive to or characteristic of physical or moral well-being; "wholesome attitude"; "wholesome appearance"; "wholesome food
conducive to or characteristic of physical or moral well-being; "wholesome attitude"; "wholesome appearance"; "wholesome food
Tending to promote health; favoring health; salubrious; salutary
tek
only

This sentence has only one language. - Bu cümlenin, sadece tek bir dili var.

Man is the only animal that can laugh. - İnsan gülebilen tek hayvandır.

tek
{i} one

Replace the old tires with new ones. - Eski tekerlekleri yenisiyle değiştir.

I called his office again and again, but no one answered. - Onun bürosunu tekrar tekrar aradım fakat kimse cevap vermedi.

tek
single

There isn't a single cloud in the sky. - Gökyüzünde tek bir bulut yok.

Get both a phone and internet access in a single package! - Tek bir pakette hem bir telefon hem de bir internet erişimi alın!

tek
sole

She was my sole source of happiness. - Tek mutluluk kaynağım oldu.

For him, divorce is a good invention, with one sole disadvantage: you have to get married first. - Onun için boşanma tek dezavantajla iyi bir buluş: ilk önce evlenmek zorundasın.

tek
unique

United States want to be the World unique superpower. - Amerika Birleşik Devletleri dünyadaki tek süper güç olmak istiyor.

His technique was unique and absolutely amazing. - Onun tekniği eşsiz ve kesinlikle şaşırtıcıydı.

tek
odd

One, three, and five are odd numbers. - Bir, üç ve beş tek sayılardır.

After an uphill struggle against great odds they finally got the company on its feet again. - Büyük anlaşmazlıklara karşı zorlu bir mücadeleden sonra, onlar nihayet şirketi tekrar kendi ayakları üzerinde durdurdular.

tek
single, unique; alone; only, merely; (sayı) odd; single thing
tek
alone

Everyone has the right to own property alone as well as in association with others. - Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mal ve mülk sahibi olma hakkına sahiptir.

Hiroko sat there all alone. - Hiroko orada tek başına oturdu.

tek
{s} exclusive
tek
solitary

She leads a solitary life in a remote area of Scotland. - O, İskoçya'nın uzak bir bölgesinde tek başına bir hayat sürüyor.

tek
one and the same
tek
turkish electricity authority
tek
suit

Tom offered to carry Mary's suitcase, but she told him she wanted to carry it herself. - Tom, Mary'ye valizini taşımayı teklif etti ama Mary, valizi kendisinin taşımak istediğini söyledi.

There are no wheels on this suitcase. - Bu bavulda tekerlekler yok.

tek
flat

He flatly refused her requests for help. - Onun yardım teklifini açıkça reddetti.

The rear tire of my bicycle is flat. - Bisikletimin arka tekerleği patlak.

tek
ceramics
tek
uni-
tek
particular
tek
pure and simple
tek
isolated
tek
merely

History is merely repeating itself. - Tarih sadece kendini tekrarlıyor.

tek
the one and only

Tom's pissed off because he's not the one and only. - Tom tek olmadığından dolayı sinirli.

This is the one and only thing he can do. He can't do anything else. - Bu onun yapabileceği tek şey. Başka bir şey yapamaz.

tek
(Denizbilim) add

To form the plural in Esperanto, add a j to the singular. - Esperantoda çoğul oluşturmak için tekil isme j ekle.

She added in her letter that she would write again soon. - O yakında tekrar yazacağını mektubunda ekledi.

tek
companion

Sami's only companion was his dog. - Sami'nin tek arkadaşı onun köpeğiydi.

Tom's only companion is his dog. - Tom'un tek arkadaşı onun köpeğidir.

tek
(Biyokimya) mono-
tek
single thing
tek
individual

Individual atoms can combine with other atoms to form molecules. - Tekil atomlar, molekülleri oluşturmak için diğer atomlarla birleşebilirler.

tek
mono

Our store has a monopoly on this item. - Mağazamız bu üründe tekel olmuş durumda.

I think that monolingualism is very limiting. - Bence tek dillilik çok sınırlı.

tek
uni

A unicycle has only one wheel. - Tek tekerlekli bir bisikletin sadece bir tekeri vardır.

His technique was unique and absolutely amazing. - Tekniği eşsiz ve kesinlikle muhteşemdi.

tek
solo

Lindbergh's solo nonstop transatlantic flight was a remarkable accomplishment. - Lindbergh'in tek başına sürekli transatlantik uçuşu kayda değer bir başarıydı.

Amelia Earhart was the first woman to fly across the Atlantic solo. - Amelia Earhart Atlantiği tek başına uçarak geçen ilk kadındı.

tek
homo
tek
one and only

Tom's pissed off because he's not the one and only. - Tom tek olmadığından dolayı sinirli.

This is the one and only thing he can do. He can't do anything else. - Bu onun yapabileceği tek şey. Başka bir şey yapamaz.

tek
(sayı) uneven
tek
homoeo [Brit.]
tek
fellow

All you have to do is to cultivate the ability to put yourself in the other fellow's place. - Tek yapmanız gereken, kendinizi diğer arkadaşın yerine koyma yeteneğini geliştirmek.

I bid you greetings and may there be peace through fellowship between us. - Sana selam teklif ediyorum ve aramızdaki arkadaşlık yoluyla barış olabilir mi.

tek
singular

A noun can be singular or plural. - Bir isim tekil veya çoğul olabilir.

To form the plural in Esperanto, add a j to the singular. - Esperantoda çoğul oluşturmak için tekil isme j ekle.

tek
lone

He lives in this lonely place by himself. - O, bu ıssız yerde tek başına taşıyor.

Just because I'm alone doesn't mean I'm lonely. - Tek başıma olmam yalnız olduğum anlamına gelmez.

tek
mono , odd , single
tek
All I ask is ...; ... as long as ...: Tek yapsın da, nasıl yaparsa yapsın! I don't care how he does it; all I want is for him to get the thing done! Her şeye razıyım, tek ondan kurtulayım! I'm agreeable to anything as long as I can get shut of him!
tek
homeo
tek
dolly
tek
bellows
tek
homoeo
tek
res
tek
azygous
tek
running

Sometimes, I feel like a hamster running on a wheel. - Bazen kendimi tekerlek üzerinde koşan bir hamster gibi hissediyorum.

The deer was running by itself. - Geyik tek başına koşuyordu.

tek
several

Tom lived alone for several years. - Tom yıllarca tek başına yaşadı.

He reiterated this advice several more times during the meeting. - O, bu öğüdü toplantı boyunca birkaç defa daha tekrarladı.

tek
reindeer
tek
suigeneris
Английский Язык - Английский Язык

Определение tekince в Английский Язык Английский Язык словарь

tek
A Siberian ibex
Турецкий язык - Турецкий язык

Определение tekince в Турецкий язык Турецкий язык словарь

TEK
(Osmanlı Dönemi) f. Koşma, seğirtme
Tek
bir
Tek
(Osmanlı Dönemi) TEVV
tek
Hiç, hiçbir: "Tek kelime konuşmadan bu yokuşu indik."- R. H. Karay
tek
Önüne getirildiği cümleye istek ve özlem kavramı katar
tek
Bir kadeh içki
tek
Eşi olmayan, biricik, yegâne
tek
Eşi olmayan, biricik, yegâne: "Hamit, biliyorsunuz edebiyatımızın tek dâhisidir."- Y. Z. Ortaç
tek
Yalnız, yalnızca, salt, sadece
tek
Sessiz, uslu
tek
Hiç, hiçbir
tek
Sessiz, hareketsiz, uslu
tek
Yalnız, yalnızca, salt, sadece. İki ile bölünemeyen (sayı)
tek
Birbirini tamamlayan veya aynı türden olan nesnelerden her biri: "Dirseği hafifçe dizime dokunuyor ve bir saçı, bir tek tel saçı kaşının ucuna sürünüyordu."- M. Ş. Esendal
tek
Birbirini tamamlayan veya aynı türden olan nesnelerden her biri
tek
İki ile bölünemeyen (sayı)
tekince
Избранное