Please don't move these tables.
- Lütfen bu tabloları kımıldatmayın.
The teacher caned the children if they misbehaved or were unable to recite their times tables.
- Öğretmen çocukları, yaramazlık ettiklerinde ya da çarpım tablolarını ezbere okuyamadıklarında döverdi.
People came to like her paintings.
- İnsanlar onun tablolarını beğenmek için geldiler.
Whose paintings are these?
- Bunlar kimin tabloları?
Mike made a rude table from the logs.
- Mike günlüklerinden kaba bir tablo yaptı.
Take this table away.
- Bu tabloyu ortadan kaldır.
The chart illustrates how the body works.
- Tablo vücudun nasıl çalıştığını göstermektedir.
This chart illustrates the function of ozone layer.
- Bu tablo ozon tabakasının işlevini gösteriyor.
He painted that picture a while ago.
- O tabloyu bir süre önce yaptı.
This is a picture of my painting.
- Bu benim tablomun bir resmi.