olaylar

listen to the pronunciation of olaylar
Турецкий язык - Английский Язык
{i} developments
things

We see things differently, according to whether we are rich or poor. - Biz zengin ya da fakir olup olmadığımıza göre, olayları farklı görürüz.

We must not get angry at things: they don't care at all. - Biz olaylara kızmamalıyız: onlar hiç umursamıyor.

data
(Bilgisayar) events on
goings-on
incidents

The increase in incidents of terrorism is really unnerving. - Terör olaylarındaki artış gerçekten de sinir bozucu.

Such incidents are quite common. - Bu gibi olaylar oldukça yaygındır.

events

She sat in the chair all day, thinking of past events. - Bütün gün sandalyede oturdu, geçmiş olayları düşündü.

What were yesterday's chief events? - Dünün önemli olayları neydi?

episodes
affairs
phenomena

The scientist explained the strange phenomena in the light of recent scientific knowledge. - Bilimci son bilimsel bilgiler ışığında garip olayları açıkladı.

Mathematics is the foundation of all exact knowledge of natural phenomena. - Matematik doğal olaylar hakkındaki bütün bilginin temelidir.

olay
event

The event is still fresh in our memory. - Olay anımızda hâlâ tazedir.

It is easy to be wise after the event. - Olaydan sonra akıllı olmak kolaydır.

olay
incident

The 1990's saw various incidents. - 1990'lar çeşitli olayları gördü.

The incident took place at midnight. - Olay gece yarısı gerçekleşti.

olaylar dizisi
plot
olaylar dizisi
vista
olaylar dizisi
chain of events
olaylar dizisi
1. sequence of events. 2. lit. plot
olaylar dizisi
consecution
olaylar dizisi
catalog
olaylar dizisi
action
olaylar dizisi
catalogue
olacak olaylar
(deyim) coming events
olumsuz olaylar
adverse events
olay
case

She is wrong in nine cases out of ten. - O, on olayın dokuzunda hatalıdır.

He was involved in a murder case. - O, bir cinayet olayına karıştı.

olay
(Nükleer Bilimler) phenomena

Mathematics is the foundation of all exact knowledge of natural phenomena. - Matematik doğal olaylar hakkındaki bütün bilginin temelidir.

Tom believes in paranormal phenomena. - Tom normal ötesi olaylara inanıyor.

olay
{i} episode

It was an embarrassing episode. - Utanç verici bir olaydı.

olay
circumstance

Given the circumstances, it was inevitable that such an incident should take place. - Şartlar göz önüne alındığında, böyle bir olayın gerçekleşmesi kaçınılmazdı.

olay
fact

Would you like to know the truth about this fact? - Bu olay hakkındaki gerçeği bilmek istiyor musun?

Wait until all the facts in the case are known. - Olay hakkındaki tüm gerçekler bilinene kadar bekleyin.

olay
happening

This is an actual happening. - Bu gerçek bir olaydır.

I couldn't have predicted this happening. - Ben bu olayı tahmin edemezdim.

olay
experience

Tom had a similar experience. - Tom benzer bir olay yaşadı.

This experience has changed me. - Bu olay beni değiştirdi.

olay
chose
güncel olaylar
current events

The teacher tried to interest the students in current events. - Öğretmen güncel olaylara öğrencilerin dikkatini çekmeye çalıştı.

komik olaylar
comedy
olay
event, occurrence
olay
apparition
olay
thing

Tom often has trouble remembering things. - Tom'un çoğunlukla olayları hatırlama sorunu var.

If Tom would learn to be a little more positive about things, people would probably like him a bit more. - Tom olaylar hakkında biraz daha olumlu olmayı öğrense, büyük olasılıkla insanlar ondan biraz daha hoşlanır.

olay
occurring
olay
accident

The scene of the car accident was a horrifying sight. - Araba kazası olay yeri korkunç bir manzaraydı.

The people crowded round the injured man, but they made way for the doctor when he reached the scene of the accident. - İnsanlar yaralı adamın etrafına toplandılar fakat doktor olay yerine yaklaştığında ona yol verdiler.

olay
bang
siyasi olaylar
political events
toplumsal olaylar
social events
yıllık olaylar
annual events
olay
business
olay
occasion

What's the big occasion today? - Bugünkü büyük olay nedir?

olay
occurrence

Needless to say, theft was a rare occurrence. - Söylemeye gerek yok, hırsızlık nadir bir olaydı.

That is the common occurrence in Japan. - O, Japonya'da yaygın olaydır.

olay
phenomenon

A rainbow is a natural phenomenon. - Bir gök kuşağı doğal bir olaydır.

In Sweden it is more common for a child to have three first names than one, but here, at home, this is a more unusual phenomenon. - İsveç'te bir yerine üç isme sahip olmak bir çocuk için daha yaygındır, fakat burada, evde, daha sıra dışı bir doğal olaydır.

olay
news event
olay
episodes
olay
the event
sıradışı olaylar
extraordinary events
ardarda olaylar dizisi
catalog
ardarda olaylar dizisi
catalogue
bilinen ve ünlü olaylar
(Kanun) facts of general notoriety
birbirine bağlı olaylar dizisi
concatenation
dış olaylar
externals
elektro kinetik olaylar
electrokinetic phenomena
gelecek olaylar
(deyim) coming events
gelecekte olacak olaylar
(deyim) coming events
güncel olaylar programı
(Basın) current affair programme
güncel olaylar programı
(Basın) current affair program
günlük olaylar
current events
heyecanlı olaylar dizisi
drama
ikinci derecede kalan olaylar dizisi
underplot
kritik olaylar 
(Fizik) critical phenomena 
olay
unusual event, incident
olay
instance
olay
event, incident, case, fact, happening, occurrence; phenomenon
olay
scene

She described the scene in detail. - Olay yerini detaylı olarak tanımladı.

There was no evidence against him found at the scene. - Olay yerinde bulunduğuna dair ona karşı herhangi bir kanıt yoktu.

olay
affair

It was a terrible affair. - O, korkunç bir olaydı.

He denied having been involved in the affair. - O, olaya karıştığını inkar etti.

olay
contingent
tarihsel olaylar
annals
Английский Язык - Английский Язык

Определение olaylar в Английский Язык Английский Язык словарь

olay
Palm leaves, prepared for being written upon with a style pointed with steel
Турецкий язык - Турецкий язык
ahval
Olay
fenomen
olay
Önemli tarihî olgu
olay
Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vak'a
olay
Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka: "O olaydan sonra bir daha yalnız kalmamıştık onunla."- N. Cumalı. Önemli tarihsel olgu
olay
(Osmanlı Dönemi) hâdise
Английский Язык - Турецкий язык

Определение olaylar в Английский Язык Турецкий язык словарь

önemli olaylar
highligts
olaylar
Избранное