The event is still fresh in our memory.
- Olay anımızda hâlâ tazedir.
It is easy to be wise after the event.
- Olaydan sonra akıllı olmak kolaydır.
The 1990's saw various incidents.
- 1990'lar çeşitli olayları gördü.
The incident took place at midnight.
- Olay gece yarısı gerçekleşti.
She is wrong in nine cases out of ten.
- O, on olayın dokuzunda hatalıdır.
He was involved in a murder case.
- O, bir cinayet olayına karıştı.
A rainbow is one of the most beautiful phenomena of nature.
- Bir gökkuşağı doğanın en güzel olaylarından biridir.
Mathematics is the foundation of all exact knowledge of natural phenomena.
- Matematik doğal olaylar hakkındaki bütün bilginin temelidir.
It was an embarrassing episode.
- Utanç verici bir olaydı.
Given the circumstances, it was inevitable that such an incident should take place.
- Şartlar göz önüne alındığında, böyle bir olayın gerçekleşmesi kaçınılmazdı.
A fact-finding committee was set up to determine the cause of the incident.
- Olayın nedenini belirlemek için bir gerçeği bulma komitesi kuruldu.
That is an actual fact.
- Bu gerçek bir olaydır.
The story was full of marvelous happenings.
- Hikaye hayret verici olaylarla doluydu.
This is an actual happening.
- Bu gerçek bir olaydır.
This is Mary's first experience of a death in the family.
- Bu, Mary'nin ailedeki ilk ölüm olayıdır.
This experience has changed me.
- Bu olay beni değiştirdi.
Try to see things as they really are.
- Olayları gerçekten oldukları gibi görmeye çalış.
We see things differently, according to whether we are rich or poor.
- Biz zengin ya da fakir olup olmadığımıza göre, olayları farklı görürüz.
The people crowded round the injured man, but they made way for the doctor when he reached the scene of the accident.
- İnsanlar yaralı adamın etrafına toplandılar fakat doktor olay yerine yaklaştığında ona yol verdiler.
The scene of the car accident was a horrifying sight.
- Araba kazası olay yeri korkunç bir manzaraydı.
What's the big occasion today?
- Bugünkü büyük olay nedir?
That occurrence is inevitable.
- O olay kaçınılmazdır.
Needless to say, theft was a rare occurrence.
- Söylemeye gerek yok, hırsızlık nadir bir olaydı.
A rainbow is a natural phenomenon.
- Bir gök kuşağı doğal bir olaydır.
This phenomenon is being understood slowly.
- Bu olay yavaş yavaş anlaşılıyor.
She described the scene in detail.
- Olay yerini detaylı olarak tanımladı.
A crowd gathered at the scene.
- Bir kalabalık olay yerinde toplandı.
He denied having been involved in the affair.
- O, olaya karıştığını inkar etti.
The Japanese Dentists Association affair is an incident concerning secret donations from the Japanese Dentists Association to Diet members belonging to the LDP.
- Japon Diş Hekimleri Birliği sorunu Japon Diş Hekimleri Birliğinden LDP ye ait olan Diyet üyelerine yapılan gizli bağışlarla ilgili bir olaydır.