Tom can't seem to find a decent job.
- Tom iyi bir iş bulamıyor gibi görünüyor.
You had better go there in decent clothes.
- Oraya uygun elbiselerle gitsen iyi olur.
That tie suits you very well.
- Bu kravat sana çok iyi uyuyor.
My mom doesn't speak English very well.
- Annem İngilizce'yi çok iyi konuşamaz.
Good evening, how are you?
- İyi akşamlar, nasılsın?
He is no good as a doctor.
- Doktor olarak iyi değil.
He became the finest actor on the American stage.
- O, Amerikan sahnesinde en iyi aktör oldu.
Fine, thank you. And you?
- İyiyim, teşekkürler. Ya siz?
It's quite difficult to master Arabic.
- Arapçayı iyice öğrenmek oldukça zordur.
Give me some time to think it over.
- Onu iyice düşünmem için bana biraz zaman ver.
We went over the house thoroughly before buying it.
- Satın almadan önce evi iyice inceledik.
If you can't explain it simply, you don't understand it well enough.
- eğer basitçe açıklayamıyorsan, onu iyice anlayamamışsın.
Tom was thoroughly depressed.
- Tom iyice depresifti.
You had better study English thoroughly.
- İyice İngilizce çalışsan iyi olur.
Sometimes you should sometimes make a mistake to be properly understood.
- Bazen iyice anlamak için hata yapmalısın.
Wash your hands well.
- Ellerinizi iyice yıkayın
Tom is well aware of what is going on at the office.
- Tom ofiste olanların iyice farkında.
Sometimes you should sometimes make a mistake to be properly understood.
- Bazen iyice anlamak için hata yapmalısın.
I'll give the room a good cleaning.
- Odayı iyice temizleyeceğim.
She was kind enough to give me good advice.
- Bana iyi bir tavsiye verecek kadar nazikti.
I am deeply grateful to you for your kindness.
- İyiliğin için sana derinden minnettarım.
Just how well can masks block the, even smaller than pollen, yellow sand dust? I think it much more of a nuisance than pollen.
- Maskeler sarı kum tozunu,polenlerden dahada küçük,ne kadar iyi engelleyebilir?Sanırım o polenden oldukça daha fazla bir baş belasıdır.
You are a really good secretary. If you didn't take care of everything, I couldn't do anything. You are just great.
- Sen gerçekten iyi bir sekretersin. Her şeyle ilgilenmemiş olsaydın , ben hiçbir şey yapamazdım. Sen harikasın.
Mr. Ford is all right now.
- Bay Ford şimdi iyidir.
As long as we love each other, we'll be all right.
- Birbirimizi sevdiğimiz sürece, biz iyi olacağız.
Tom, are you feeling alright?
- Tom, kendini iyi hissediyor musun?
I need someone to hold me and tell me everything will be alright.
- Beni tutacak ve bana her şeyin iyi olacağını söyleyecek birine ihtiyacım var.
It is better for an animal to live a comfortable life in a zoo than to be torn apart by a predator in the wild.
- Bir hayvanın bir hayvanat bahçesinde rahat bir hayat yaşaması vahşi doğada bir vahşi hayvan tarafından parçalanmasından daha iyidir.
Sometimes you have to choose between looking good and being comfortable.
- Bazen iyi görünme ve rahat olma arasında seçim yapmak zorundasın.
Good health is a great blessing.
- İyi sağlık büyük bir nimettir.
Great care has been taken to use only the finest ingredients.
- Sadece en iyi malzemeleri kullanmak için büyük özen gösterilmiştir.
His eyes searched my face to see if I was talking straight.
- Doğru söyleyip söylemediğimi anlamak için beni iyice süzdü.
This is a good book, but that is better.
- Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.
A laptop is better than a desktop.
- Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.
One can hardly find a more suitable climate.
- Bundan daha iyi bir ortam bulunamaz.
Tom didn't treat Mary very nicely.
- Tom Mary'ye çok iyi davranmadı
Tom doesn't treat Mary very nicely.
- Tom Mary'ye çok iyi davranmaz.
This translation is not quite up to snuff.
- Bu çeviri oldukça iyi değil.
Your dad is really cool. Not really.
- Baban gerçekten iyidir. Pek sayılmaz.
I always thought Tom was so cool.
- Ben hep Tom'un çok iyi olduğunu düşündüm.
A good doctor is sympathetic to his patients.
- İyi bir doktor hastalarına sempatiktir.
Benjamin Harrison's campaign was well-organized.
- Benjamin Harrison'un kampanyası iyi organize edilmişti.
Lincoln was not well-known.
- Lincoln iyi tanınmıyordu.
Happy birthday, Muiriel!
- İyi ki doğdun, Muiriel!
I am happy about your good luck.
- Ben senin iyi şansın hakkında mutluyum.
Tom said that he thought the economy was likely to get better.
- Tom ekonominin muhtemelen iyileşeceğini düşündüğünü söyledi.
If you eat well, you're likely to live longer.
- İyi beslenirseniz muhtemelen daha uzun yaşarsınız.
Cheer up! It will soon come out all right.
- Neşelen! Yakında her şey iyi olacak.
The house looked good; moreover, the price was right.
- Ev iyi görünüyordu, üstelik fiyat en uygundu.
Tom is a fairly decent golfer.
- Tom oldukça iyi bir golfçüdür.
He speaks English fairly well.
- O, İngilizceyi oldukça iyi konuşur.
The table in that room is very nice.
- Şu odadaki masa çok iyi.
There's a nice Thai restaurant near here.
- Buranın yakınında iyi bir Tayland restoranı var.
Tom is pretty good at playing piano by ear.
- Tom notasız piano çalmada oldukça iyidir.
Tom knows Mary pretty well.
- Tom Mary'yi oldukça iyi biliyor.
I know it well enough.
- Ben onu yeterince iyi tanıyorum.
He can read well enough.
- O yeterince iyi okuyabilir.
That sounds too good to be true.
- O gerçek olamayacak kadar iyi görünüyor.
That offer sounds too good to be true. What's the catch?
- Bu teklif gerçek olamayacak kadar çok iyi görünüyor. Bit yeniği nedir.
I think I’m going to be okay.
- Sanırım iyi olacağım.
Are you okay? You look really sad.
- İyi misin? Gerçekten üzgün görünüyorsun.
We all agreed it was a good idea.
- Hepimiz bunun iyi bir fikir olduğunu kabul ettik.
Tom agreed that Mary's suggestions were good ones.
- Tom Mary'nin önerilerinin iyi olanlar olduğunu kabul etti.
He is a good boy, and what is better, very handsome.
- O iyi bir çocuk ve daha da iyisi, çok yakışıklı.
He is handsome. In addition, he is good at sport.
- O yakışıklıdır. Ayrıca sporda iyidir.
On the whole human beings want to be good, but not too good and not quite all the time.
- İnsanoğlu genellikle iyi olmak ister fakat her zaman çok iyi ve sakin değil.
Karam is the best student in the whole school.
- Karam, bütün okuldaki en iyi öğrencidir.
Attendance should be good provided the weather is favorable.
- Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.