Back in high school, I got up at 6 a.m. every morning.
- Geçmişte lisede, her sabah altıda kalkardım.
Layla comes from a strict religious background.
- Leyla sıkı bir dini geçmişten geliyor.
You must live in the present, not in the past.
- Geçmişte değil, şimdiki zamanda yaşamalısın.
You need to stop living in the past.
- Geçmişte yaşamaya son vermelisin.
Our company has a long, long history.
- Firmamızın uzun, uzun bir geçmişi var.
I'm doing some history research and would like to ask you a few questions.
- Biraz geçmişi araştırma yapıyorum, ve size birkaç soru sormak istiyorum.
The past can only be known, not changed. The future can only be changed, not known.
- Geçmiş sadece bilinir, değişmez. Gelecek ise sadece değişir, bilinmez.
You should try to forget your unhappy past.
- Mutsuz geçmişini unutmaya çalışmalısın.
I checked on Tom's background and he seems to be a well-respected man.
- Tom'un geçmişine bir göz attım ve o oldukça saygı duyulan bir adam gibi görünüyor.
No cultural background is necessary to understand art.
- Hiçbir kültürel geçmiş, sanatı anlamak için gerekli değildir.
No previous experience is required.
- Geçmiş deneyim gerekli değil.
In former days, men sold themselves to the Devil to acquire magical powers. Nowadays they acquire those powers from science, and find themselves compelled to become devils.
- Geçmişte insanlar sihirli güçler kazanmak için kendilerini şeytana satarlardı. Şimdilerde bu güçleri bilimden kazanıyorlar ve kendilerini şeytanlaşmak zorunda buluyorlar.
My grandparents were German, and the language has been passed down to me and my brother.
- Büyükbaba ve büyükannelerim Almandı ve dil bana ve erkek kardeşime geçmiş oldu.
Days turned into weeks, weeks turned into months and, before we knew it, another year had passed.
- Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı ve biz ne olduğunun farkına bile varmadan başka bir yıl daha geçmiş oldu.
Tom was only gone for fifteen minutes.
- Tom sadece on beş dakika kendinden geçmişti.
The summer had gone before I knew it.
- Ben tanımadan önce yaz geçmişti.
No one can bring back a bygone era.
- Kimse geçmiş dönemi geri getiremez.
Let's let bygones be bygones.
- Bırak geçmişte kalsın.
I must've passed out.
- Kendimden geçmiş olmalıyım.
He can not have passed the exam.
- O, sınavı geçmiş olamaz.
Sometimes Tom uses the preterite incorrectly.
- Bazen Tom geçmiş zamanı yanlış kullanıyor.