The Japanese military forces seemed too strong to stop.
- Japon askeri güçleri durdurmak için çok güçlü görünüyordu.
Tom certainly made no attempt to stop the fight.
- Tom döğüşü durdurmak için kesinlikle hiçbir girişimde bulunmadı.
These two are standing abreast.
- Bu ikisi yan yana duruyor.
Somebody is standing in front of his room.
- Biri odasının önünde duruyor.
I stood at the end of the line.
- Sıranın sonunda durdum.
He stood at the end of the line.
- Sıranın sonunda durdu.
Someone is standing behind the wall.
- Birisi duvarın arkasında duruyor.
Somebody is standing in front of his room.
- Biri odasının önünde duruyor.
We thought it impossible to stop him.
- Onu durdurmanın imkansız olduğunu düşündük.
Jane must stop giving way to her desire for chocolate.
- Jane çikolataya olan tutkusunu durdurmalıdır.
Were the earth to stop revolving, what do you suppose would happen?
- Dünya dönmeyi durdursa,ne olacağını tahmin edersin?
My house is close to a bus stop.
- Evim otobüs durağına yakın.
The blue sports car came to a screeching halt.
- Mavi spor araba durma noktasına geldi.
Halt! Stay right where you are or I'll shoot!
- Dur! Olduğun yerde kal, yoksa vururum!
When riding the escalator, please hold the handrail and stand inside the yellow line.
- Yürüyen merdivene binerken lütfen tırabzanı tut ve sarı çizginin içinde dur.
Hold up, what do you think you're doing?
- Dur bakalım, Sen ne yaptığını düşünüyorsun?
A stalled car impedes traffic in the left lane.
- Durmuş bir araba sol şeritte trafiği engelliyor.
You've stalled the engine.
- Sen motoru durdurdun.
We have no way of stopping them.
- Onları durdurmamızın hiçbir yolu yoktur.
There was no stopping them.
- Onları durdurmanın imkanı yoktu.