John is more intelligent than Bill.
- John Bill'den daha zeki.
I'd like to stay one more night. Is that possible?
- Bir gece daha kalmak istiyorum. Mümkün mü?
I can't take it anymore! I haven't slept for three days!
- Artık daha fazla dayanamıyorum! Üç gündür uyumadım!
Any house is better than none.
- Herhangi bir ev, hiç olmamasından daha iyidir.
Ken's father loved Ken all the more because he was his only son.
- Tek oğlu olduğu için, baba, Ken'i daha çok seviyordu.
You'd be able to do the puzzle if only you had a little bit more patience.
- Biraz daha sabırlı olsaydın, bulmacayı yapabilecektin.
A bird in hand is safer than one overhead.
- Eldeki bir kuş yukardakinden daha emniyetlidir.
It took me more than one month to get over my cold.
- Soğuk algınlığımı atlatmam bir aydan daha fazla zamanımı aldı.
I think I still have time for another cup of coffee.
- Ben hâlâ bir fincan daha kahve için zamanımın olduğunu düşünüyorum.
Much still remains to be done.
- Daha yapılacak çok iş var.
If you request a further discount, we suggest changing the terms of payment.
- Daha fazla bir indirim talep ederseniz, ödeme koşullarını değiştirmeyi öneririz.
She can swim further than I can.
- O benden daha ileriye yüzebilir.
You ain't seen nothing yet.
- Daha bir şey görmedin ki.
Tom's third marriage was unhappy and he was considering yet another divorce.
- Tom'un üçüncü evliliği mutsuzdu ve hâlâ bir kez daha boşanmayı düşünüyordu.
Good health is more valuable than anything else.
- İyi sağlık başka herhangi bir şeyden daha değerlidir.
He is richer than anyone else in this town is.
- O, bu şehirdeki herhangi başka birinden daha zengin.
I can't go any further.
- Ben daha ileriye gidemem.
She can swim further than I can.
- O benden daha ileriye yüzebilir.
We've got a lot more than just biceps in our arms, Per.
- Kollarımızdaki pazularımızdan çok daha fazlasına sahibiz,Per.
A quartet has one more member than a trio.
- Bir dörtlü, bir üçlüden bir üye daha fazladır.
When I use a word, Humpty Dumpty said, it means just what I choose it to mean - neither more nor less.
- Bir kelime kullandığımda,Humpty Dumpty ifade etmek için tam benim seçtiğimi o ifade ediyor-ne daha fazla ne daha az dedi.
There is less time than I thought.
- Sandığımdan daha az zaman var.
A laptop is better than a desktop.
- Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.
This is a good book, but that is better.
- Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.
I almost missed the train.
- Az daha treni kaçırıyordum.
She'll try it once more.
- O onu bir kez daha deneyecek.
Explain it once more, Jerry.
- Onu bir kez daha açıkla, Jerry.
She was late once again.
- Bir kez daha geç kalmıştı.
France and Britain were at war once again.
- Fransa ve İngiltere bir kez daha savaştaydı.
I didn't meet him again after that.
- Ondan sonra bir daha onunla karşılaşmadım.
Please do that again.
- Lütfen onu bir daha yap.
I recognized him immediately since we had previously met.
- Daha önce tanıştığımız için onu hemen tanıdım.
There were a lot of teachers from Australia and New Zealand at the English conversation school I went to previously.
- Daha önce gittim İngilizce konuşma okulunda Avustralya ve Yeni Zelanda'dan birçok öğretmen vardı.
If you request a further discount, we suggest changing the terms of payment.
- Daha fazla bir indirim talep ederseniz, ödeme koşullarını değiştirmeyi öneririz.
Please make an appointment to come in and discuss this further.
- İçeriye girmek ve bunu daha fazla görüşmek için bir randevu al lütfen.
Tom didn't want to spend any more time than necessary in Boston.
- Tom Boston'da gerektiğinden daha fazla zaman geçirmek istemedi.
Tom doesn't need any more soap. Mary gave him enough to last a lifetime.
- Tom'un daha fazla sabuna ihtiyacı yok. Mary ona bir ömür boyu yetecek kadar sabun verdi.
I don't feel good or rather, I feel terrible.
- İyi hissetmiyorum veya daha doğrusu, kötü hissediyorum.
Does a government have to serve ideologies, or rather, the interests of the people?
- Bir hükümet ideolojiler mi sunmak zorunda? Daha doğrusu insanların çıkarlarına mı hizmet etmek zorunda?
You should've told me earlier.
- Bana daha evvel söylemeliydin.
I spoke with Tom earlier today.
- Bugün daha evvel Tom'la konuştum.
This thread is thinner than a human hair.
- Bu iplik insan saçından daha incedir.
He appeared thinner every day.
- O her gün daha ince görünüyordu.
Peace is preferable to war.
- Barış savaştan daha iyidir.
It would be preferable for you to surrender.
- Teslim olmanız daha iyi olurdu.
If you want to have parties in my house, clean up everything afterwards, and don't break anything, or else pay for the damage.
- Benim evimde partiler vermek istiyorsanız, daha sonra her şeyi temizleyin ve bir şey kırmayın, ya da zarar için ödeme yapın.
Afterwards, he assumed a new identity.
- Daha sonra, yeni bir kimlik üstlendiler.
Tom was subsequently arrested.
- Tom daha sonra tutuklandı.
Sami was subsequently murdered.
- Sami daha sonra öldürüldü.
Let me call you back later, OK?
- Seni daha sonra tekrar arayayım,tamam mı?
You walk on and I will catch up with you later.
- Sen ilerle ve ben sana daha sonra yetişirim.
There is no telling what will happen next.
- Daha sonra ne olacağını anlatmak yok.
What happened next, I don't know.
- Daha sonra ne oldu bilmiyorum.
Then I'll come again later.
- Öyleyse daha sonra tekrar geleceğim.
The thief hit me and gave me a black eye and then ran off.
- Hırsız bana vurdu ve gözümü morarttı ve daha sonra kaçtı.
Mom is older than Dad.
- Annem babamdan daha yaşlı.
Ken is older than Seiko.
- Ken Seiko'dan daha yaşlı.
Tom's computer is much newer than mine.
- Tom'un bilgisayarı benimkinden çok daha yeni.
My car is newer than Tom's.
- Benim arabam Tom'unkinden daha yeni.
This substance is mostly composed of hydrogen and oxygen.
- Bu madde, daha çok hidrojen ve oksijenden oluşur.
She is rather an idealist.
- O daha doğrusu bir idealist.
He is not what is called a genius. Rather, he is a hard worker.
- Ona dahi denilmez, daha doğrusu o çalışkan bir işçidir.
Humility often gains more than pride.
- Alçak gönüllülük çoğunlukla kibirden daha çok yükseltir.
The more you know about him, the more you like him.
- Onu tanıdıkça daha çok seversin.
Tom didn't want to go any further.
- Tom daha da ileri gitmek istemedi.
Tom will need to go further.
- Tom'un daha da ileri gitmesi gerekecek.
The wind blew harder yet when we reached the top of the hill.
- Tepenin üstüne ulaştığımızda rüzgar daha da sert esti.
Which is older, this book or that one?
- Hangisi daha eskidir, bu kitap mı yoksa şu mu?
The history of China is older than that of Japan.
- Çin'in tarihi Japonya'nınkinden daha eskidir.
Phenolphthalein will turn fuchsia in the presence of a base with a pH of or above 10.0 and will remain colorless in the presence of a solution with a pH of or below 8.2.
- Fenolftalein, 10.0 ya da daha fazla bir pH'a sahip olan bir baz varlığında parlak mora dönüşecektir ve 8.2 ya da daha az bir pH değerine sahip bir çözeltinin varlığında renksiz kalacaktır.
Foreign accent syndrome is an as-yet unexplained medical condition where the patient can no longer pronounce his mother tongue correctly and seems to have a foreign accent.
- Yabancı aksan sendromu henüz açıklanamayan, hastanın anadilini daha fazla düzgün şekilde telaffuz edemeyip yabancı bir aksanla konuşmaya başlamasıyla vuku bulan tıbbi bir durumdur.
We're no longer in danger.
- Daha fazla tehlikede değiliz.
I had no more than 1,000 yen.
- 1,000 yenden daha fazlasına sahip değilim.
She earns more than she spends.
- O harcadığından daha fazla para kazanıyor.
I was too tired to walk any farther.
- Daha fazla yürüyemeyecek kadar çok yorgundum.
Tom says he can't wait any longer.
- Tom daha fazla bekleyemeyeceğini söylüyor.
I couldn't put up with that noise any longer.
- O gürültüye daha fazla dayanamadım.
The patient was quite beyond help, so that the doctors could do no more.
- Hasta yardım almanın ötesindeydi, onun için doktorlar daha fazlasını yapamadı.
the worst is still to come - en kötüsünü daha görmedik , henüz en kötü dönemi görmedik.
the worst is still to come - en kötüsünü daha görmedik , henüz en kötü dönemi görmedik.
Young people adapt themselves to something sooner than old people.
- Gençler, kendilerini bir şeye yaşlı insanlardan daha çabuk adapte ederler.
You should've come sooner.
- Daha çabuk gelmeliydin.
His new job further separates him from his family.
- Onun yeni işi onu ailesinden daha çok ayırıyor.
Apply to the office for further details.
- Daha çok bilgi için ofise başvurun.
I don't like you any more than you like me.
- Seni senin beni sevdiğinden daha çok sevmiyorum.
I don't like him any more than he likes me.
- Ben onu onun beni sevdiğinden daha çok sevmiyorum.
During the presentation the speaker talked mainly about gender inequality.
- Sunumda konuşmacı daha çok cinsiyet eşitsizliğinden bahsetti.
Experts say coffee prices are rising mainly because people are willing to pay more.
- Uzmanlar, insanlar daha fazla ödemeye istekli olduğu için kahve fiyatlarının daha çok arttığını söylüyorlar.
I like coffee better than tea.
- Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.
I like coffee better.
- Ben kahveyi daha çok severim.
Tom is more of a singer than a guitarist.
- Tom bir gitaristten daha çok birşarkıcıdır.
Tom has already made up his mind.
- Tom daha önce karar verdi.
The student has already solved all the problems.
- Öğrenci tüm problemleri daha önce çözdü.
Have you made a speech in English before?
- Daha önce İngilizce bir konuşma yaptın mı?
I had never seen such a beautiful girl before.
- Ben daha önce böyle güzel bir kız hiç görmemiştim.
I can't remember of the subsequent events.
- Ben daha sonraki olayları hatırlamıyorum.
I know you want to marry me now, but don't you think you'll have second thoughts afterward?
- Ben, şimdi benimle evlenmek istediğini biliyorum, ama siz daha sonra ikinci düşüncelere sahip olacağınızı düşünmüyor musunuz?
You speak first; I will speak after.
- Önce sen konuş, ben daha sonra konuşacağım.
If you want to have parties in my house, clean up everything afterwards, and don't break anything, or else pay for the damage.
- Benim evimde partiler vermek istiyorsanız, daha sonra her şeyi temizleyin ve bir şey kırmayın, ya da zarar için ödeme yapın.
Violence increased soon afterward.
- Şiddet daha sonra arttı.
Tom speaks French worse than English.
- Tom, Fransızcayı İngilizceden daha kötü konuşur.
The weather today is worse than yesterday.
- Bugün hava dünkünden daha kötü.
The school is farther than the station.
- Okul istasyondan daha uzaktır.
As I recall, Tom's house is a little farther in from the main road.
- Hatırladığım kadarıyla, Tom'un evi ana yoldan biraz daha uzak.
Prices are going to rise still further.
- Fiyatlar daha da artacak.
I'll let you know all about it later on.
- Onun hakkında her şeyi daha sonra sana bildireceğim.
He remained abroad later on.
- Daha sonra yurt dışında kaldı.
There were fewer accidents this year than last.
- Bu yıl geçen yıla göre daha az kaza vardı.
This newspaper is selling fewer and fewer copies.
- Bu gazete gittikçe daha az kopya satıyor.
With some books, the more I read them, the less I understand them.
- Bazı kitaplarla, ben daha fazla okudukça, ben onları daha az anlıyorum.
I just can't stand this hot weather anymore.
- Bu sıcak havaya daha fazla katlanamıyorum.
Tom can't put up with Mary's behavior anymore.
- Tom Mary'nin davranışına daha fazla katlanamaz.
Some people think eating at home is better for you than eating out.
- Bazı insanlar senin için evde yemenin dışarıda yemekten daha iyi olduğunu düşünüyor.
Maybe it would be better if I were to just stay inside. Who wants to go out when the weather's like this?
- Belki içerde kalsam daha iyi olur. Hava böyleyken kim dışarı çıkmak ister?
Do you have anything cheaper?
- Daha ucuz bir şeyin var mı?
Which is cheaper, this or that?
- Hangisi daha ucuz, bu mu yoksa o mu?
Now I love you guys even more!
- Şimdi sizi daha da çok seviyorum arkadaşlar!
His old company gave him the shaft. But I admire the way he turned bad luck into good and did even better with his own business.
- Eski şirketi ona kazık attı. Fakat onun kötü şansını iyiye çevirmesine ve kendi işinde daha da iyisini yapmasına hayranım.
He is superior to her in math.
- Matematikte ondan daha iyi.
If an Icelandic sentence has a translation in English, and the English sentence has a translation in Swahili, then indirectly, this will provide a Swahili translation for the Icelandic sentence.
- İzlandaca bir cümlenin İngilizce bir çevirisi varsa ve İngilizce cümlenin Svahilice bir çevirisi varsa, daha sonra bu, dolaylı olarak İzlandaca cümle için Svahilice bir çeviri sağlayacaktır.
You walk on and I will catch up with you later.
- Sen ilerle ve ben sana daha sonra yetişirim.
Our school is further away than the station.
- Okulumuz istasyondan daha uzaktır.
It's just a little further.
- O sadece biraz daha uzak.
I am a writer rather than a teacher.
- Bir öğretmenden daha ziyade bir yazarım.
They're not quarreling, but rather rehearsing a play.
- Onlar tartışmıyorlar fakat daha ziyade bir oyunu prova ediyorlar.
He values honor above anything else.
- O, onura her şeyden daha çok değer verir.
A man's worth should be judged by his character rather than by his social position.
- Bir insanın değeri onun sosyal konumundan daha çok onun karakteriyle değerlendirilmelidir.
The color is purple rather than pink.
- Renk pembeden daha çok mor.
Tom is in worse trouble than I thought.
- Tom'un başı düşündüğümden daha çok dertte.
I'm no less of a sinner than you.
- Ben senden daha az günahkâr değilim.
He knows little of mathematics, still less of chemistry.
- O biraz matematik, daha az kimya bilir.
Sorry I haven't replied to your letter earlier.
- Üzgünüm, mektubuna daha erken cevap vermedim.
Had you come a little earlier, you could have met her.
- Eğer biraz daha erken gelseydin, onunla karşılaşabilirdin.
You're to have no further contact with Tom.
- Tom'la daha fazla iletişim kurmayacaksın.
They wanted no further spread of slavery.
- Köleliğin daha fazla yayılmasını istemediler.
Of two evils, choose the lesser.
- İki kötülükten daha az olanını seç.
I should've worked out more.
- Daha çok antrenman yapmalıydım.
Tom is out sick today.
- Tom bugün daha çok hasta.