a particular moment in an event or occurrence

listen to the pronunciation of a particular moment in an event or occurrence
Английский Язык - Турецкий язык

Определение a particular moment in an event or occurrence в Английский Язык Турецкий язык словарь

point
{i}

Bir uçağa ya da helikoptere asla bir lazer işaretleyici doğrultmamalısın. - You should never aim a laser pointer at an airplane or helicopter.

Uçak kalkış noktasındaydı. - The plane was on the point of taking off.

point
{i} puan

Bizim takımımız beş puan ilerdedir. - Our team is five points ahead.

Son olarak, on iki puan Estonya'ya! - And finally, twelve points to Estonia!

point
virgül

İngilizcede, virgül yerine bir ondalık nokta kullanırız. - In English, we use a decimal point instead of a comma.

point
konu

Biz bu konuda hepimiz aynı fikirdeyiz. - We are all one on that point.

Ben o konuda zorunlu olarak seninle aynı fikirde olamam. - I can't necessarily agree with you on that point.

point
durum

Durum ya batarsın ya da çıkarsın noktasına geldi. - The situation has come to the point where we either sink or swim.

Bir avukatın zor bir durumda küçük konularda bile her taşın altına bakması ve aynı konuda sonuca ulaşmak için ısrarla belirtmesi önemlidir. - It is important that a lawyer should leave no stone unturned even on minor points and harp on the same subject to achieve a break through in an impasse.

point
derece

Normal şartlar altında, suyun kaynama sıcaklığı 100 santigrat derece. - Under normal conditions, the boiling point of water is 100 degrees Celsius.

Bu son derece önemli bir konu. - This is an extremely important point.

point
üzerine çevirmek
point
noktalamak
point
göstermek

Başkalarını göstermek kabalıktır. - It's not polite to point at others.

İnsanları parmakla göstermek kabalıktır. - It is bad manners to point at people.

point
namlu
point
nitelik
point
neden

Neden bunu yapmak zorundayım? Anlamı ne? - Why do I have to do this? What's the point?

Burada olmamızın nedeni ne? - What's the point of us being here?

point
çekit
point
yer

Sanırım Tom bir yerde vazgeçecektir. - I assume that at some point Tom will just give up.

Tom Mary'nin durduğu yeri gösterdi. - Tom pointed to where Mary was standing.

point
{f} uç vermek
point
ferma etmek
point
ucunu sivriltmek
point
(Askeri) NİŞAN ALMAK; TEVCİH ETMEK: Herhangi bir silahla bir hedefe nişan almak, bir silahı herhangi bir hedefe tevcih etmek
point
{f} sivriltmek
Английский Язык - Английский Язык
point
a particular moment in an event or occurrence

    Расстановка переносов

    a par·ti·cu·lar mo·ment in an e·vent or oc·cur·rence

    Турецкое произношение

    ı pırtîkyılır mōmınt în ın ivent ır ıkırıns

    Произношение

    /ə pərˈtəkyələr ˈmōmənt ən ən ēˈvent ər əˈkərəns/ /ə pɜrˈtɪkjəlɜr ˈmoʊmənt ɪn ən iːˈvɛnt ɜr əˈkɜrəns/
Избранное