Select Keyboard:
Türkçe ▾
  1. Türkçe
  2. English
  3. العربية
  4. Dansk
  5. Deutsch
  6. Ελληνικά
  7. Español
  8. فارسی
  9. Français
  10. Italiano
  11. Kurdî
  12. Nederlands
  13. Polski
  14. Português Brasileiro
  15. Português
  16. Русский
  17. Suomi
  18. Svenska
  19. 中文注音符号
  20. 中文仓颉输入法
X
"1234567890*-Bksp
Tabqwertyuıopğü,
CapsasdfghjklşiEnter
Shift<zxcvbnmöç.Shift
AltGr

önde

listen to the pronunciation of önde
Турецкий язык - Английский Язык
ahead of

He is ahead of his class in English. - O, kendi sınıfında İngilizcede öndedir.

Tom is always one step ahead of us. - Tom her zaman bizden bir adım öndedir.

upfront
up
before

John puts his career before his family. - John mesleğini ailesinden daha önde tutar.

ahead

He is ahead of his class in English. - O, kendi sınıfında İngilizcede öndedir.

You should've quit when you were ahead. - Öndeyken vazgeçmemeliydin.

fore

He is the foremost authority on heart surgery. - Kalp cerrahisinde en önde gelen otoritedir.

Subrahmanyan Chandrasekhar was one of the foremost astrophysicists of the twentieth century. - Subrahmanyan Chandrasekhar yirminci yüzyılın önde gelen astrofizikçilerinden biriydi.

in advance
on the front
in front

The child sits in the back of the car while the parents sit in front. - Ebeveynleri önde otururken çocuk arabanın arkasında oturur.

He cheated on the test by copying from the girl in front. - O öndeki kızdan kopya çekerek testte hile yaptı.

anterior
önde olan
leading
ön
preliminary

A preliminary hearing is scheduled for October 20th. - Bir ön duruşma 20 Ekim'de planlanıyor.

ön
face

What is old age? First you forget names, then you forget faces, then you forget to pull your zipper up, then you forget to pull it down. - Yaşlılık nedir? Önce isimleri unutursun, sonra yüzleri unutursun, sonra fermuarını çekmeyi unutursun, sonra onu indirmeyi unutursun.

I have seen that face somewhere before. - O yüzü daha önce bir yerde gördüm.

ön
{s} anterior
ön
front

There is a post office in front of my house. - Evimin önünde bir postane var.

The car is parked in front of the building. - Araba, binanın önüne park edildi.

önde giden
pioneer
önde gitmek
lead
önde olmak
precede
önde olmak
advance
önde gelen
foremost

Subrahmanyan Chandrasekhar was one of the foremost astrophysicists of the twentieth century. - Subrahmanyan Chandrasekhar yirminci yüzyılın önde gelen astrofizikçilerinden biriydi.

Mary is the country's foremost expert on the conflict in Syria. - Mary ülkenin Suriye'deki çatışma konusundaki en önde gelen uzmanıdır.

önde gelen
prominent

Sami was a prominent plastic surgeon. - Sami önde gelen bir plastik cerrahtı.

Some prominent tennis players behave like spoiled brats. - Bazı önde gelen tenis oyuncuları şımarık çocuklar gibi davranırlar.

önde gelen
central
önde gelen
capital
önde gelen
leading

Dr. Jackson is one of the leading cardiologists in Boston. - Doktor Jackson Boston'da önde gelen kardiyologlardan biri.

China is the world's leading producer of rice. - Çin dünyanın önde gelen pirinç üreticisidir.

önde gelen
first

In 776 B.C., the first Olympic Games were held at the foot of Mount Olympus to honor the Greeks' chief god, Zeus. - Yunanların önde gelen tanrısı Zeus'u şereflendirmek için İsa'dan Önce 776'da ilk Olimpiyat oyunları Olimpos Dağının eteğinde düzenlendi.

önde gelenler
front bencher
önde gelmek
to be in the most important place
önde gitmek
to lead
önde gitmek
go ahead!
önde gitmek
lead on
önde olma
lead
önde olmak
be in the front
önde olmak
be dormy
önde olmak
to get ahead
önde olmak
be in advance
önde olmak
keep ahead
önde sürünerek ilerleyen asker
creeping barrage
ön
forward

If you put your best foot forward, you will succeed. - Eğer en iyi ayağınızı öne koyarsanız, başarılı olursunuz.

She stepped forward to shake his hand. - Tokalaşmak için öne doğru adım attı.

önde gelen
arch
ön
first

Tom divorced his first wife more than fifteen years ago. - Tom on beş yıldan daha önce ilk eşinden boşandı.

One is judged by one's speech first of all. - Bir insan her şeyden önce konuşması ile değerlendirilir.

ön
(Dilbilim) proto
ön
(Bilgisayar,Dilbilim) initial

Tom carved his initials on the large oak tree in front of the school. - Tom okulun önündeki büyük meşe ağacına adının baş harflerini kazıdı.

ön
primary

My primary concern is your safety. - Benim öncelikli ilgim sizin güvenliğinizdir.

Where to go and what to see were my primary concerns. - Nereye gideceğim ve ne göreceğim benim öncelikli ilgilerim.

ön
(Tıp) posterior
ön
pre-

The pre-Islamic Arabs were nomads. - İslam öncesi Araplar göçebeydiler.

He bought the pre-cut pork loin. - O önceden kesilmiş domuz filetosu aldı.

ön
foreground

The couch is in the foreground next to the table. - Kanepe masanın yanında ön tarafta.

önde gelen
chief

In 776 B.C., the first Olympic Games were held at the foot of Mount Olympus to honor the Greeks' chief god, Zeus. - Yunanların önde gelen tanrısı Zeus'u şereflendirmek için İsa'dan Önce 776'da ilk Olimpiyat oyunları Olimpos Dağının eteğinde düzenlendi.

önde gelen
underlying
önde gelen
(Gıda) primer
önde gelen
outstanding
ön
fore

According to the weather forecast, the rainy season will set in next week. - Hava tahmini göre, yağışlı mevsim önümüzdeki hafta başlayacak.

Nobody can foresee what'll happen. - Kimse ne olacağını öngöremez.

ön
ventral
ön
frontal
ön
pre

It would be to your advantage to prepare questions in advance. - Soruları önceden hazırlamak senin yararına olur.

He arrived two days previously. - O iki gün önceden vardı.

önde gelen
front
ön
precursor
ön
the front

Tom was sitting in the front of the bus. - Tom otobüsün önünde oturuyordu.

Tom and Mary usually like to sit in the front row. - Tom ve Mary genellikle ön sırada oturmaktan hoşlanırlar.

ön
prelımınary
ön
at the front
ön
pro

The student has already solved all the problems. - Öğrenci tüm problemleri daha önce çözdü.

They know the importance of protecting the earth. - Dünyayı korumanın önemini biliyorlar.

önde gelen
leading of
başı önde
headlong
başı önde olarak
headlong
başı önde olarak
headfirst
başı önde olarak
headforemost
iki sayı önde olmak
be dormy two
sayıca önde olan
dormy
Ön
(Diş Hekimliği) vestibule
ön
the time immediately before one, the immediate future
ön
presence

It's the first time I scream in presence of the manager. I saw a big cockroach on the table! - Yöneticinin önünde ilk kez çığlık attım. Masada büyük bir hamamböceği görmüştüm!

This is not a joke to be told in the presence of your parents. - Bu, ailenin gözünün önünde anlatılacak bir fıkra değil.

ön
initiative
ön
front; front part (of)
ön
ante

The conquest of İstanbul antedates the discovery of America. - İstanbul'un fethi, Amerika'nın keşfinden önce gelir.

Tom connected the TV to the antenna that the previous owner of his house had mounted on the roof. - Tom TV'yi evin önceki sahibinin çatıya monte ettiği antene bağladı.

ön
front; foreground; face; breast, chest; the future; front, foremost, forward; fore; prior; preparatory, preliminary; anterior, frontal
ön
space in front (of)
ön
precursory
ön
front; foremost; preliminary
ön
windshield

You should keep your windshield clean. - Ön camı temiz tutmalısın.

Tom wrote his name on every dirty car windshield in the parking lot. - Tom otoparktaki her kirli araba ön camına adını yazdı.

ön
windscreen
ön
advance

Please inform me of your absence in advance. - Lütfen yokluğunuzu önceden bana bildiriniz.

You may as well say it to him in advance. - Siz de ona önceden söyleyebilirsiniz.

önde giden
frontrunner
Турецкий язык - Турецкий язык

Определение önde в Турецкий язык Турецкий язык словарь

Ön
(Osmanlı Dönemi) KUDDAMÎ
ön
Bir kimsenin ilerisi: "Bir aralık önümüzden şarkı sesleri geldi."- S. F. Abasıyanık
ön
Bir şeyin esas tutulan yüzü, arka karşıtı: "Beş on kişi, köşkün önünde toplandık."- M. Ş. Esendal
ön
Bir kimsenin ilerisi
ön
Giyeceklerin genellikle göğsü örten bölümü: "Uçuk siyah renkli çarşaf pelerinin önü açık."- P. Safa
ön
Civar, yöre
ön
Bir şeyin esas tutulan yüzü, arka karşıtı
ön
Giyeceklerin genellikle göğsü örten bölümü
ön
Bir şeyin esas tutulan yüzünün baktığı yer, karşı: "Altmış yaşında anamın önünde sigara içmek istemezdim."- B. Felek
ön
Bazı kelimelerin başına getirilerek kelimenin anlamına "önce olan" veya "ilk kavramı" katar
ön
Benzerler arasında bakılan veya gidilen yönde olan: "Ben, Anafartalar'da Mustafa Kemal'in bulunduğu en ön siperlerde de kurşun attım."- A. Gündüz
ön
Yakın gelecek zaman
ön
Bir şeyin esas tutulan yüzünün baktığı yer, karşı
ön
Benzerler arasında bakılan veya gidilen yönde olan
ön
pişigah
önde

    Расстановка переносов

    ön·de

    Синонимы

    envy, hatred

    Произношение

    Этимология

    () From Middle English, from Old English anda (“zeal, indignation, anger, malice, envy, hatred”), from Proto-Germanic *andēn, *andō(n) (“breath, spirit, zeal”), from Proto-Indo-European *ane- (“to breathe, blow”). Cognate with Old Saxon ando (Middle Low German ande, “wrath”), Old High German anto, ando, anado (Middle High German ande, “grief, mortification”), Danish ånd, ånde (“breath, spirit”), Latin anima (“breath, spirit”). More at animal.

    Общие Словосочетания

    önde gelen, önde gelmek, önde giden, önde öndeki, önde ön
Избранное