If you eat too much you will become fat.
- Çok fazla yersen şişmanlarsın.
I have too much homework today.
- Bugün, çok fazla ödevim var.
He has many enemies in the political world.
- Politik dünyada pek çok düşmanı var.
Indonesia consists of many islands and two peninsulas.
- Endonezya çok fazla adadan ve iki yarımadadan oluşur.
Understanding you is really very hard.
- Seni anlamak gerçekten çok zor.
I haven't a very good dictionary.
- Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.
Tom has a very fair complexion and burns easily in the sun.
- Tom'un çok açık bir teni var ve güneşte kolayca yanar.
I can read Chinese fairly well, but I can't write it very well.
- Ben Çince'yi oldukça iyi okuyabilirim ama çok iyi yazamam.
I have too much homework today.
- Bugün, çok fazla ödevim var.
It was too difficult for me.
- Bu benim için çok zordu.
She's a very good teacher.
- O çok iyi bir öğretmendir.
It's good now; neither too heavy nor too light.
- O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.
Thank you very much for sending me such a nice present.
- Bana böyle hoş bir hediye gönderdiğin için çok teşekkür ederim.
You do such a thing once too often and get punished.
- Öylesine bir şeyi bir kez çok sık yaparsın ve cezalandırılırsın.
Those shadows appeared in a way like giant dinosaurs, with a long neck and a very big jaw without teeth.
- Bir bakıma uzun boyunlu ve dişsiz çok büyük çenesi olan dev dinozorlar gibi şu görüntüler ortaya çıktı.
It's very big of you to admit you're wrong.
- Hatalı olduğunuzu kabul ettiğiniz için çok büyüksünüz.
She likes her school a lot.
- O okulunu çok seviyor.
I'm feeling a lot better.
- Çok daha iyi hissediyorum.
Oil is abundant in that country.
- Şu ülkede petrol çoktur.
Very large windows assure abundant natural daylight.
- Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.
As a new father, I gave my first child plenty of books.
- Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.
Tom certainly had plenty of opportunities to go to concerts while he was in Boston.
- Tom Boston'da iken konserlere gitmek için kesinlikle çok fırsatı oldu.
Mary's apartment is very tidy.
- Mary'nin dairesi çok düzenli.
You're not very tidy.
- Sen çok düzenli değilsin.
I am dead tired from walking around all day.
- Bütün gün yürümekten çok yoruldum.
I'm not sure, but perhaps Tom is already dead.
- Emin değilim ama belki de Tom çoktan öldü.
I've been to Boston countless times.
- Pek çok kez Boston'a gittim.
Countless stars were twinkling in the sky.
- Gökyüzünde çok sayıda yıldız parlıyordu.
I was very exuberant.
- Ben çok hayat doluydum.
Tom lives a very lavish lifestyle.
- Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.
I couldn't sleep well last night because there were lots of things on my mind.
- Kafamda çok şeyler olduğu için dün gece iyi uyuyamadım.
In Venice, there are always lots of tourists.
- Venedik'te her zaman çok turist vardır.
He hurt his arm lifting so much weight.
- Çok fazla ağırlık kaldırırken kolunu incitti.
Don't worry about money so much.
- Para için o kadar çok kaygılanma.
There are numerous reasons to be hopeful.
- Umutlu olmak için çok sayıda sebep var.
The king had numerous illegitimate children with her.
- Kralın ondan çok sayıda gayrımeşru çocuğu vardı.
What a lot of books he has!
- Onun ne de çok kitabı var!
I'm feeling a lot better.
- Çok daha iyi hissediyorum.
He said he was already more than fifty years old, fifty five, to be precise.
- O çoktan elli yaşından daha fazla olduğunu, tam olarak elli beş olduğunu söyledi.
Layla was a very deadly woman.
- Leyla çok ölümcül bir kadındı.
The traffic is heavy here.
- Trafik burada çok yoğundur.
This desk was too heavy for Patty to lift.
- Bu masa Patty'nin kaldırması için çok ağırdı.
A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low.
- Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.
There are very few shops and the cinema is awful.
- Burada çok az mağaza var ve sinema da korkunç.
I'm awfully sorry that I was late.
- Ben geç kaldığım için çok üzgünüm.
The bread is cutting badly because it's very soft.
- Ekmek çok yumuşak olduğu için zor kesiliyor.
It would be unfair if we treated him so badly.
- Biz ona çok kötü davranırsak, haksızlık olur.
New York is a multi-racial city.
- New York çok ırklı bir şehirdir.
The fountain is lit with multi-colored lights.
- Çeşme çok renkli ışıklarla aydınlatılıyor.
Football is the most known sport in the world.
- Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.
There were many guests - most of them were our teacher's classmates and friends.
- Çok sayıda misafir vardı-onlardan çoğu bizim öğretmenin sınıf arkadaşları ve arkadaşlarıydı.
She is a student who studies very hard.
- O çok çalışan bir öğrencidir.
English is pretty hard, isn't it?
- İngilizce çok zor, değil mi?
The damage is too extensive.
- Zarar çok geniş çaplıdır.
We learn a good deal at school.
- Biz okulda çok şey öğrendik.
She spent a good deal of money on her vacation.
- O, tatiline çok para harcadı.
Tom ate too many jelly donuts.
- Tom çok sayıda jöleli börek yedi.
I like grape jelly best.
- En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.
I have a sore throat because of too much smoking.
- Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.
If you eat too much of this food, you may get a sore throat.
- Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.
The pain you go through because of love is by far sweeter than any other pleasure.
- Aşktan dolayı katlandığın acı herhangi bir zevkten çok daha tatlıdır.
This novel is by far more interesting than that one.
- Bu roman ondan çok daha fazla ilginç.
There are a great many forest fires in America.
- Amerika'da pek çok orman yangını var.
A perfect knowledge of a few writers and a few subjects is more valuable than a superficial one of a great many.
- Birkaç yazar ve birkaç konuyla ilgili mükemmel bir bilgi birçoklarıyla ilgili yüzeysel olan birinden çok daha değerlidir.
There are a great number of schools in this city.
- Bu şehirde çok sayıda okul vardır.
As a result of the war, a great number of victims remained.
- Savaşın bir sonucu olarak, çok sayıda mağdur kaldı.
There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street.
- Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.
Tom loved his mother dearly.
- Tom annesini çok sevdi.
I hate Sunday! It's a horrible day!
- Pazar gününden nefret ediyorum! Çok kötü bir gün!
This medicine tastes horrible.
- Bu ilacın tadı çok kötü.
You speak tremendously fast.
- Çok hızlı konuşuyorsun.
It hurts tremendously here.
- Burası çok fazla acıyor.
It's high time you had a haircut.
- Saç tıraşı olmanın zamanı çoktan geldi.
The price of this camera is very high.
- Bu kameranın fiyatı çok yüksektir.
His ideas are too extreme for me.
- Onun fikirleri benim için çok aşırı.
We rejected Tom's suggestion as too extreme.
- Biz Tom'un önerisini çok aşırı olarak reddettik.
The test was multiple choice.
- Test çoktan seçmeliydi.
Tom has multiple talents.
- Tom'un birden çok yeteneği vardır.
He works hard all the year round.
- Bütün yıl çok sıkı çalışır.
There's a lot of rain all the year round.
- Yıl boyunca çok yağmur var.
It began to rain in earnest.
- Çok yağmur yağmaya başladı.
I hope the bus will come before long.
- Umarım otobüs çok geçmeden gelir.
Well, the night is quite long, isn't it?
- Güzel, gece çok uzun, değil mi?
To take something too far.
- Bir şey alamayacak kadar çok uzak.
Jane's farewell speech made us very sad.
- Jane'in veda konuşması bizi çok üzdü.
Difference between the past, present, and future is nothing but an extremely widespread illusion.
- Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece çok yaygın yanılsamadan başka bir şey değildir.
Tom and his brothers are extremely close.
- Tom ve erkek kardeşleri çok yakındır.
Several companies are competing to gain the contract.
- Çok sayıda şirket sözleşmeyi kazanmak için yarışıyor.
There were several stars to be seen in the sky.
- Gökyüzünde görülen çok sayıda yıldızlar vardı.
A good night's sleep will do you a world of good.
- İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.
I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior.
- Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.
Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen.
- Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.
The uprising was brutally suppressed.
- İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.
Tom doesn't feel much like talking right now.
- Tom'un şu anda konuşmayı canı çok istemiyor.
Tom looks like he's too tired to help us right now.
- Tom şu anda bize yardım edemeyecek kadar çok yorgun görünüyor.
She is very beautiful, and what is more, very wise.
- O çok güzeldir, daha neyse çok akıllıcadır.
I like coffee much more than tea.
- Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.
Tom is an enormously gifted musician.
- Tom çok yetenekli bir müzisyen.
I've always admired you enormously.
- Sana her zaman çok hayran oldum.
I'm awfully sorry that I was late.
- Ben geç kaldığım için çok üzgünüm.
Tom can be awfully stubborn.
- Tom çok inatçı olabilir.
There was nothing wrong with their ability, it was just that the expense for each unit was so vast that the cost performance was bad.
- Onların yeteneğiyle ilgili yanlış bir şey yoktu, o sadece maliyet performansı kötü olan her bir ünite için giderin çok yüksek olmasıydı.
There is a vast difference between being able to make oneself understood in English and mastering the English language perfectly.
- Kendini İngilizce olarak ifade edebilmek ve İngiliz dilini mükemmel şekilde öğrenmek arasında çok büyük bir fark var.
The military power of this country is very advanced.
- Bu ülkenin askerî gücü çok gelişmiştir.
The man used much money to gain power.
- Adam güç kazanmak için çok para kullandı.
You shouldn't eat to excess.
- Çok fazla yememelisin.
She smokes excessively.
- O çok fazla sigara içiyor.
Tom feels very strongly about this.
- Tom bu konuda çok güçlü hissediyor.
I didn't realize you felt so strongly about this.
- Bunun hakkında çok güçlü hissettiğini fark etmedim.
The multinational corporation lowered the price of several products.
- Çok uluslu ticaret şirketleri çok sayıda ürünün fiyatını düşürdü.
But that's not the whole picture. Tatoeba is not just an open, collaborative, multilingual dictionary of sentences. It's part of an ecosystem that we want to build.
- Ama bütün resim bu değil. Tatoeba sadece açık, işbirlikçi, çok dilli cümleler sözlüğü değildir. O, yapmak istediğimiz bir ekosistemin parçasıdır.
I was terribly confused by his question.
- Sorusuna çok şaşırdım.
It's terribly cold. I think I'm going to catch a cold.
- Çok üşüyorum. Sanırım nezle olacağım.
He knew full well that he didn't have long to live.
- O yaşamak için uzun zamanı olmadığını çok iyi biliyordu.
You are really full of curiosity, aren't you?
- Gerçekten çok meraklısın, değil mi?
I hear you're very rich.
- Çok zengin olduğunu duyuyorum.
I am poor, whereas my brothers are very rich.
- Ben fakirim, oysa erkek kardeşlerim çok zengin.
I think it's highly unlikely that we'll ever get any help from the national government.
- Ben, ulusal hükümetten herhangi bir yardım almamızın çok olası olmadığını düşünüyorum.
Our personnel are very highly educated.
- Personelimiz oldukça çok eğitimlidir.
The cost of building the new hospital was considerably higher than first estimated.
- Yeni hastane binasının maliyeti İlk tahmin edilenden çok daha yüksektir.
Love is above money. The latter can't give as much happiness as the former.
- Sevgi paranın üstündedir. Sonraki önceki kadar çok mutluluk veremez.
The plane was flying far above the clouds.
- Uçak, bulutların çok üzerinde uçuyordu.
Japan consumes a lot of paper.
- Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.
I plan to invite a lot of guests to the opening ceremony.
- Açılış törenine çok misafir davet etmeyi planlıyorum.
This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind.
- Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.
It's simply too hot to do anything today.
- Bugün sadece bir şey yapamayacak kadar çok sıcak.
Polyglots are much sexier.
- Çok dil bilenler çok daha seksidirler.
Polyglots are sexier. Talk to us.
- Çok dil bilenler daha seksidir. Bizimle konuş.
The austerity measures that many city governments have implemented are hugely unpopular.
- Pek çok kent yöneticilerinin uyguladığı kemer sıkma politikası son derece sevimsizdir.
He has a large number of books on his bookshelf.
- Onun kitaplığında çok sayıda kitabı var.
The house I'm living in isn't very large.
- Yaşadığım ev çok büyük değil.
She was only too glad to help us.
- O bize yardım etmek için sadece çok sevinçliydi.
I'm only too happy to help.
- Sadece yardım etmek için çok mutluyum.
Tony can play tennis very well.
- Tony, çok iyi tenis oynayabilir.
My mom doesn't speak English very well.
- Annem İngilizce'yi çok iyi konuşamaz.
His talk led me to believe that he knows a great deal.
- Onun konuşması onun çok şey bildiğine beni inandırdı.
I have a great deal to do today.
- Bugün yapacak çok işim var.
Fuck, I cannot sleep because those damned owls are hooting so loudly.
- Lanet, uyuyamıyorum çünkü o lanet baykuşlar çok yüksek sesle ötüyorlar.
Oh, hello. It's quite hot today really!
- Oh merhaba. Bugün hava gerçekten çok sıcak!
As a new father, I gave my first child plenty of books.
- Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.
Tom certainly had plenty of opportunities to go to concerts while he was in Boston.
- Tom Boston'da iken konserlere gitmek için kesinlikle çok fırsatı oldu.
The noise of city life annoys me greatly.
- Şehir yaşamının gürültüsü beni çok sinirlendiriyor.
Music and art can greatly contribute to the enjoyment of life.
- Müzik ve sanat, yaşam zevkine çok büyük ölçüde katkıda bulunabilirler.
I feel for you deeply.
- Ne çektiğini çok iyi anlıyorum.
Tom deeply regretted doing what he had done.
- Tom yaptıklarını yaptığına çok pişman oldu.
All socks are very precious.
- Tüm çoraplar çok değerlidir.
Time is a precious thing, so we should make the best use of it.
- Zaman çok değerli bir şeydir, bu yüzden onu en iyi şekilde kullanmamız gerekir.
It rained heavily yesterday.
- Dün çok yağmur yağdı.
Before Tom met Mary, he drank heavily.
- Tom Mary ile tanışmadan önce, çok içerdi.
The audience was largely made up of very young children.
- Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.
Mrs Klein is over 80, but she's still very active.
- Bayan Klein 80 yaşın üzerinde, ama hâlâ çok aktif.
I'm the type who likes to think things over very carefully.
- Şeylerin üzerinde çok dikkatlice düşünmeyi seven tipim.
The circus entertained us very much.
- Sirk bizi çok eğlendirdi.
I am very much relieved to know that.
- Onu bildiğim için çok rahatladım.
You're a beast! You haven't even missed one question!
- Sen sorularda çok iyisin! Birtek soruda başarısız olmadın!
These beasts are very friendly.
- Bu canavarlar çok cana yakın.
Tom was sweating profusely after a half an hour on the treadmill.
- Tom, koşu bandındaki yarım saatten sonra çok terliyordu.
I think something terrible has happened to Tom.
- Sanırım Tom'a çok kötü bir şey oldu.
You're so good at writing. I'm terrible.
- Yazma konusunda çok iyisin. Ben kötüyüm.
We had lots of fun at the picnic.
- Biz piknikte çok eğlendik.
Listening to music is lots of fun.
- Müzik dinlemek çok eğlenceli.
Tom lives beyond his means.
- Tom kazandığından çok para harcıyor.
They live beyond their means.
- Onlar kazandıklarından çok para harcıyorlar.
Sadly, I'm not a very good dancer.
- Ne yazık ki, ben çok iyi bir dansçı değilim.
On the outside this building is not remarkable, but if you look inside there is a courtyard with a very beautiful garden.
- Bu bina dışarıdan dikkat çekici değildir ama içine bakarsanız çok güzel bahçeli bir iç avlu vardır.
I thought that was remarkable.
- Onun çok dikkat çekici olduğunu düşündüm.
Tom is a terrific all-around athlete.
- Tom müthiş çok yetenekli bir atlettir.
This park is pretty big; it has a lot of trees and many flowers.
- Park oldukça büyüktür; Çok sayıda ağaçları ve çok sayıda çiçekleri vardır.
Tom can eat pretty much anything.
- Tom oldukça çok şey yiyebilir.
You know that two nations are at war about a few acres of snow somewhere around Canada, and that they are spending on this beautiful war more than the whole of Canada is worth.
- Kanada civarında bir yerde birkaç dönüm karla ilgili iki ulusun savaşta olduğunu ve bu güzel savaşa tüm Kanada'nın değdiğinden daha çok para harcadıklarını bilirsiniz.
Some people identify success with having much money.
- Bazı insanlar başarıyı çok para kazanma olarak tanımlarlar.
Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels.
- Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.
Personal computers are of great use.
- Kişisel bilgisayarlar çok faydalıdırlar.
New York'un caddeleri çok geniş.
- New York'un caddeleri çok geniştir.
New York'un caddeleri çok geniştir.
- New York'un caddeleri çok geniş.