Please wait half an hour.
- Lütfen yarım saat bekle.
I bought half a dozen eggs.
- Yarım düzine yumurta aldım.
Seasons are reversed in the southern hemisphere.
- Mevsimler Güney yarım kürede tersine çevrilir.
Tomorrow's total eclipse of the sun will be visible from the southern hemisphere.
- Yarının toplam güneş tutulması, güney yarımküreden görünür olacaktır.
They sat in a semi-circle.
- Onlar bir yarım daire içine oturdular.
The teacher asked the students to draw their desks together into a semicircle.
- Öğretmen öğrencilerin hep birlikte masalarını yarım daire şeklinde düzenlemelerini istedi.
Tom doesn't like to leave anything unfinished.
- Tom bir şeyi yarım kalmış bırakmayı sevmiyor.
I hate unfinished business.
- Yarım kalmış işten nefret ederim.
You shouldn't do things by halves.
- İşleri yarım bırakmamalısın.
Never do things by halves.
- Hiçbir işi yarım yamalak yapma.
Never do things by halves.
- Hiçbir işi yarım yamalak yapma.
You shouldn't do things by halves.
- İşleri yarım bırakmamalısın.
Don't do anything halfway.
- Hiçbir şeyi yarım yamalak yapma.
They met each other halfway.
- Onlar birbirleriyle yarım yamalak buluşurlar.
It took us half an hour to set up the tent.
- Çadırı kurmak yarım saatimizi aldı.
I have been waiting for almost half an hour.
- Neredeyse yarım saattir bekliyorum.
Tom says I do sloppy work.
- Tom yarım yamalak iş yaptığımı söylüyor.
Tom does sloppy work.
- Tom yarım yamalak iş yapar.
The teacher asked the students to place their chairs in a semicircle.
- Öğretmen öğrencilerin sandalyelerini yarım daire şeklinde yerleştirmelerini istedi.
The teacher asked the students to draw their desks together into a semicircle.
- Öğretmen öğrencilerin hep birlikte masalarını yarım daire şeklinde düzenlemelerini istedi.
I bought half a dozen eggs.
- Yarım düzine yumurta aldım.
They each have half a dozen grandchildren, but Tom has more granddaughters, as Mary has only grandsons.
- Onların her birinin yarım düzine torunları var ama Mary'nin sadece erkek torunları varken Tom'un daha fazla kız torunları var.
I hate unfinished business.
- Yarım kalmış işten nefret ederim.
Tom doesn't like to leave anything unfinished.
- Tom bir şeyi yarım kalmış bırakmayı sevmiyor.