Tom likes to observe the people walking by.
- Tom yürüyen insanları gözlemlemeyi sever.
Mr Johnson is, as it were, a walking dictionary.
- Bay Johnson, adeta, yürüyen bir sözlüktür.
My shoelace got caught in the escalator.
- Benim ayakkabı bağcığım yürüyen merdivene takıldı.
The escalator suddenly stopped.
- Yürüyen merdiven aniden durdu.
We've walked all around the lake.
- Biz gölün etrafında yürüdük.
I'm too tired to walk.
- Yürüyemeyecek kadar çok yorgunum.
I watched John and Mary walking hand in hand.
- John ve Mary'nin el ele yürüyüşünü izledim.
He is used to walking long distances.
- O uzun mesafe yürümeye alışkın.
In order to swim, you have to learn to tread water first.
- Yüzme öğrenmek için öncelikle suda yürümeyi öğrenmelisin.
Do not walk outside this area.
- Bu alanın dışında yürümeyin.