I had to give up my plan.
- Planımdan vazgeçmek zorunda kaldım.
Tom never wanted to give up, but he had no choice.
- Tom asla vazgeçmek istemedi fakat seçeneği yoktu.
Tom isn't about to back down now.
- Tom şimdi vazgeçmek üzere değil.
Tom had to forgo his morning swim, on account of it being too cold.
- Tom çok soğuk olduğu için sabah yüzmesinden vazgeçmek zorunda kaldı.
I hate myself for not having the will power to quit eating junk food.
- Ivır zıvır yiyecek yemekten vazgeçmek için irade gücüne sahip olmadığım için kendimden nefret ediyorum.
Tom has no choice but to quit.
- Tom'un vazgeçmekten başka seçeneği yok.
Tom isn't about to back down now.
- Tom şimdi vazgeçmek üzere değil.
We were obliged to abandon our plan.
- Planımızdan vazgeçmek zorunda kaldık.
The girl had to abandon the idea of becoming a singer.
- Kız bir şarkıcı olma fikrinden vazgeçmek zorunda kaldı.
I got gloomy and thought of giving up.
- Ümitsizdim ve vazgeçmeyi düşündüm.
Tom had no intention of giving up.
- Tom'un vazgeçmeye niyeti yoktu.
I've given up eating meat.
- Et yemekten vazgeçtim.
Since the accident, Tom has given up hope of becoming a professional dancer.
- Tom, kazadan beri profesyonel bir dansçı olma umudundan vazgeçti.
I gave up smoking for health.
- Ben sağlık için sigara içmekten vazgeçtim.
I gave up the idea of seeing the sights of the city because of the bad weather.
- Kötü havadan dolayı şehrin görülmeye değer yerlerini görme fikrinden vazgeçtim.
It seems unlikely that any society could completely dispense with myths.
- Herhangi bir toplumun efsanelerinden tamamen vazgeçebilmesi olası görünmüyor.
We cannot dispense with the rainforests.
- Biz yağmur ormanlarından vazgeçemeyiz.
The king was forced to abdicate.
- Kral tahttan vazgeçmeye zorlandı.
He renounced the ownership of the land.
- Arazinin mülkiyetinden vazgeçti.
I can't believe he renounced his U.S. citizenship.
- Ben onun ABD vatandaşlığından vazgeçtiğine inanamıyorum.
Never give up till the very end.
- Tam sonuna kadar vazgeçme.
I won't give up, no matter what you say.
- Ne söylersen söyle vazgeçmeyeceğim.
Tom had to forgo his morning swim, on account of it being too cold.
- Tom çok soğuk olduğu için sabah yüzmesinden vazgeçmek zorunda kaldı.
The ruling class will not surrender its power.
- Egemen sınıf yetkilerinden vazgeçmez.
Never give up. Never surrender.
- Hiç vazgeçme. Asla teslim olma.