Actually, I do have one small complaint.
- Aslında, ufak bir şikayetim var.
Tom was born in a small town not too far from Boston.
- Tom, Boston'dan çok uzak olmayan ufak bir kentte doğdu.
I have a little present for you.
- Sana ufak bir hediyem var.
There is little hope that he will succeed.
- Onun başarılı olacağına dair ufak bir umut var.
Dan survived with minor injuries.
- Dan ufak yaralarla kurtuldu.
Tom received minor injuries.
- Tom ufak yaralar aldı.
I am grudged even the least bit of happiness.
- En ufak mutluluk bile bana çok görülüyor.
Tom is petty, isn't he?
- Tom ufak tefek, değil mi?
Recently I get annoyed at the slightest thing he says.
- Son zamanlarda söylediği en ufak şeye bile sinirlenir oldum.
I haven't the slightest idea.
- En ufak bir fikrim bile yok.