that time

listen to the pronunciation of that time
Английский Язык - Турецкий язык
O zaman

Ben o zaman odamı temizliyordum. - I was cleaning my room for that time.

O zamana kadar çoktan ayrılmış olacağım. - By that time I'll have already left.

this time
bu sefer

Tom bu sefer doları yene çevirmemenin daha iyi olacağını düşünüyor. - Tom thinks it would be better not to change dollars into yen at this time.

Jack bu sefer kesin başaracak. - Jack is bound to succeed this time.

this time
bu kez

Bu kez Tom'a yardım edip edemeyeceğimizi bilmiyorum. - I don't know if we can help Tom this time.

Bu kez farklı olacak. - This time's going to be different.

this time
bu defa

Tom bu defa tekrar bize yardım etmeye istekli. - Tom is willing to help us again this time.

Bu defa hatalı olan benim gibi görünüyor. - This time, it looks like it is me who is wrong.

then
o zaman

O zamanda televizyon seyrediyordum. - I was watching TV then.

Yarın gece yağmur bekleniyor,öyleyse o zamana kadar şemsiyelerimizi bırakalım. - It's supposed to rain tomorrow night, so let's leave our umbrellas until then.

then
(ondan) sonra
then
o durumda
then
daha sonra

Hırsız bana vurdu ve gözümü morarttı ve daha sonra kaçtı. - The thief hit me and gave me a black eye and then ran off.

Ben ona daha sonra söylerim. - I'll tell him so then.

then
o süre içinde
then
madem öyle
then
o zamanki
then
o zamanlar

O zamanlar yemek yemek için eve giderdim. - I used to go home to eat back then.

O zamanlar tekrar bir sürü hata yaptım. - I made a lot of mistakes back then.

then
sonra

Dima bir gecede 25 adamla yattı ve sonra onları öldürdü. - Dima slept with 25 men in one night and then killed them.

Ama sonra o Londra'da dilleri çalışan bir öğrenci olan Jane Wilde'a aşık oldu. - But then he fell in love with Jane Wilde, a student studying languages in London.

then
öyleyse

Tanrı dünyamızda yoksa, öyleyse Tanrı'yı kendi ellerimle yaratacağım. - If God doesn't exist in our world, then I will create God with my own hands.

Öyleyse onu görmediğine inanamam. - I cannot believe you did not see him then.

This time
be sefer
Your time
vaktiniz
our time
bizim zamanımız
that the time
O zaman
then
(zarf) o zaman, ondan sonra, o halde, öyleyse, zira, demek
then
derhal
then
o zaman vaki olan
then
ondan sonra
then
o halde

Eğer bu cümleyi okuyabiliyorsan, o halde okuyabiliyorsundur. - If you can read this sentence, then you're able to read.

Oraya gitmek istemiyorsanız, o halde biz de oraya gitmeyiz. - If you don't want to go there, then we won't go there.

then
(sıfat) o zamanki, o zamanlarki
then
demek

Ancak o zaman onun ne demek istediğini anladım. - Only then did I realize what he meant.

Eğer beni bu şekilde tanımıyor idiysen, kısaca beni tanımamışsın demektir. - If you didn't know me that way then you simply didn't know me.

Английский Язык - Английский Язык

Определение that time в Английский Язык Английский Язык словарь

me time
Time to oneself; a period spent relaxing on one's own
that time.
then

It will be finished before then.

Had she been alive, my mother would have given me a hand then. - If my mother had still been alive, she would have helped me at that time.

What were you doing then? - What were you doing at that time?

this time
On or near the same date

this time last year.

this time
on this occasion, on this opportunity
that time

    Турецкое произношение

    dhıt taym

    Произношение

    /ᴛʜət ˈtīm/ /ðət ˈtaɪm/

    Видео

    ... time, which is saying, hey, let's see if we can't get competition into the Medicare world ...
    ... time Googlebot asked for it. ...
Избранное