He was called to give evidence.
- O, tanıklık etmek için çağrıldı.
The witness stated his name.
- Tanık onun adını açıkladı.
He came only as a witness to the light.
- O, ışığa sadece bir tanık gibi geldi.
Our only witness is refusing to testify.
- Tek tanığımız tanıklık yapmayı reddediyor.
We speak that we do know, and testify that we have seen; and ye receive not our witness.
- Biz bildiğimizi söylüyoruz, gördüğümüze tanıklık ediyoruz; sizler ise bizim tanıklığımızı kabul etmiyorsunuz.
I hope there were some witnesses.
- Bazı tanıklar olduğunu umuyorum.
We were witnesses of the accident.
- Kazanın tanıklarıydık.