Ben bir sorun çözücüyüm.
- I'm a problem solver.
Tom ve Mary problem çözücüdürler.
- Tom and Mary are problem solvers.
O, sorunu çözmek için çalıştı, ama şansı yoktu.
- He tried to solve the problem, but had no luck.
John sorunu çözmek için boşuna uğraştı.
- John tried in vain to solve the problem.
Bir şeyi halletmek için en iyi metot bazen en basitidir.
- The best way to solve a problem is sometimes the simplest.
Bu sorunu halletmek zor.
- It is difficult to solve this problem.
Çözmesi zor bir problemdi.
- It was a problem difficult to solve.
Bilmeceyi çözmeye çalışmanın faydası yok.
- It is no use trying to solve the riddle.
Bu problemler yakın gelecekte çözülmüş olacak.
- These problems will be solved in the near future.
Bu benim çözemeyeceğim kadar çok zor bir problem.
- This is too hard a problem for me to solve.
Eğer kendi kendine yetmeyi vergiye tâbi yapmış olsalar, tüm ekonomik sorunlar çözülürdü.
- All economic problems would be solved, if they made complacency taxable.
Çoğu problem gibi bu da sonunda çözülür, sanırım.
- Like most problems, this will eventually be solved, I think.