Çok hızlı sürüyorsun.
- Du fährst zu schnell.
Hızlı hareket etmek zorundayız.
- Wir müssen schnell handeln.
Hızlıca tepki vermeliyiz.
- Wir müssen schneller reagieren.
Öncesinde sahip olduğum dil bilgisi yetersizdi. Esperanto ile hızla daha iyi oldu.
- Früher verfügte ich über mangelhafte Sprachkenntnisse. Mit Esperanto wurde es schnell besser.
İlaç çabuk etki eder mi?
- Wirkt dieses Medikament schnell?
Sincaplar çabuk hareket ederler.
- Eichhörnchen machen schnelle Bewegungen.
Gözlerinizi açık tutun, hızlı olacak.
- Keep your eyes open, it's going to happen fast.
Ben, özellikle Pekin gibi büyük şehirler ile ilgili olarak Çin'i tek bir cümleyle açıklayabilirim. - Çin, yaşam hızı hem hızlı hem de keyifli bir ülkedir.
- I can describe China, especially in relation to big cities like Beijing, in one sentence - China is a country whose pace of life is both fast and leisurely.
Tüm gevşek düğümleri kontrol edin ve onları sıkı bağlayın.
- Check all the loose knots and fasten them tight.
Bu ağaca sıkı dayanın.
- Hold fast to this tree.
Noel hızla yaklaşıyor.
- Christmas is fast approaching.
Koko, hızla öğrenmeye devam etti.
- Koko continued to learn fast.
Tom'un uyumada problemi olduğunda, o kakımları saymaya başlar.O, onu çabucak sakin bir hale getirir. Ve o kakımları elliye kadar sayabilmeden önce derin uykuya dalar.
- When Tom has trouble sleeping, he starts counting stoats. That quickly brings him into a peaceful mood, and he is fast asleep before he could count the stoats to fifty.
There is no hawk, or eagle, or any other bird, swift as may be his flight, that can overtake me.
- Es gibt weder einen Falken noch einen Adler noch irgendeinen anderen Vogel, so schnell er sei, der mich einholen könnte.
A swallow flies very swiftly.
- Eine Schwalbe fliegt sehr schnell.
I hope you have a speedy recovery.
- Ich hoffe, dass du dich schnell wieder erholst.