I know every word on this page.
- Bu sayfadaki her sözcüğü biliyorum.
I haven't read the final page of the novel yet.
- Romanın son sayfasını henüz okumadım.
My son doesn't talk back these days; he must have turned over a new leaf.
- Oğlum bugünlerde karşılık vermiyor, o yeni bir sayfa açmış olmalı.
Tom promised Mary that he'd turn over a new leaf.
- Tom Mary'ye hayatında yeni bir sayfa açacağına söz verdi.
Give me a blank sheet of paper.
- Bana boş bir sayfa kağıt verin.
On a separate sheet of paper, describe your best friend: age, where he or she lives, his or her job, etc.
- Ayrı ayrı sayfalara, en iyi arkadaşınızı anlatın; yaşı, nerede yaşadığı, işi gibi...
The iPad would be a perfect solution for me if it could properly display web pages with Flash content.
- IPad Flash içeriği ile web sayfalarını uygun şekilde görüntüleyebilseydi, benim için mükemmel bir çözüm olurdu.
This machine can print sixty pages a minute.
- Bu makine dakikada 60 sayfa basabilir.
The sheets were soaked with sweat.
- Sayfalar terle doldu.
Tom folded his sheets.
- Tom sayfaları katladı.
Look through the yellow pages.
- Sarı sayfalara bir göz at.
Almost all implementations of virtual memory divide the virtual address space of an application program into pages; a page is a block of contiguous virtual memory addresses.
- Hemen hemen tüm sanal bellek uygulamaları bir uygulama programının sanal adres alanını sayfalara böler; bir sayfa bitişik sanal bellek adreslerinden oluşan bir bloktur.
You made the front page.
- Sen ön sayfayı yaptın.
Wow, you're on the front page!
- Vay, sen ön sayfadasın!