Определение sözünü в Турецкий язык Английский Язык словарь
- one's word
- A person's account of the truth, especially when it differs from that of another person
- sözünü kesmek
- interrupt
It is not polite to interrupt someone while he is talking.
- Konuşurken birinin sözünü kesmek kibarlık değildir.
I hate to interrupt you, but I need to say something.
- Sözünü kesmekten nefret ediyorum fakat bir şey söylemeliyim.
- söz
- statement
I could not believe his statement.
- Ben onun sözüne inanamadım.
I'm going to ascertain the truth of his statement.
- Onun sözünün aslını araştıracağım.
- söz
- promise
Your stomach won't be full from promises.
- Miden sözlerden dolu olmayacaktır.
He promised to meet him at the coffee shop.
- Onunla kahve dükkanında buluşmaya söz verdi.
- söz
- word
He didn't believe Ben's words.
- O, Ben'in sözlerine inanmadı.
Impossible is not a French word.
- Impossible Fransızca bir sözcük değildir.
- sözünü esirgemeyen
- outspoken
- sözünü kesmek
- cut smb. short
- sözünü esirgemeyen
- bluff
- sözünü sakınmamak
- not outspoken
- sözünü tutmak
- Keep one's word, keep one's promise, abide by one's word
- sözünü bilmek
- to speak tactfully
- sözünü bilmez
- tactless
- sözünü dinlemek
- to follow sb's advice
- sözünü dinlememek
- fly in the face of
- sözünü esirgemeden
- baldly, not mincing matters
- sözünü esirgememek
- not to mince matters, not to mince one's words
- sözünü esirgememek
- to be very plainspoken, not to mince words, to call a spade a spade
- sözünü esirgemeyen
- free spoken
- sözünü esirgemeyen
- frank
- sözünü etmek
- to make mention of
- sözünü etmek
- to talk about (something)
- sözünü geri alma
- retractation
- sözünü geri alma
- retraction
- sözünü geri alma
- recantation
- sözünü geri almak
- recant
- sözünü geri almak
- retract
- sözünü geri almak
- back pedal
- sözünü geri almak
- unsay
- sözünü geri almak
- to eat one's words
- sözünü geri almak
- 1. to take back what one has said (apologetically). 2. to withdraw one's promise
- sözünü geçirmek
- voice-over
- sözünü geçirmek
- have influence
- sözünü geçirmek
- enforce
- sözünü geçirmek
- rule the roost
- sözünü kesen kimse
- interrupter
- sözünü kesip konuşturmamak
- rule smb. out of order
- sözünü kesme
- interruption
- sözünü kesme
- punctuation
- sözünü kesmek
- break in
- sözünü kesmek
- cut in
- sözünü kesmek
- take up
- sözünü kesmek
- take smb. up short
- sözünü kesmek
- to interrupt (someone who is speaking)
- sözünü kesmek
- punctuate
- sözünü kesmek
- chip in
- sözünü kesmek
- to cut in (on sb/sth), to interrupt, to chip in (with sth)
- sözünü kesmek
- put in a word
- sözünü sakınmadan
- in plain English
- sözünü tutmak
- keep one's word
- sözünü tutmak
- keep one's promise
- sözünü tutmak
- abide by one's word
- sözünü tutmak
- to keep one's word, to be as good as one's word
- sözünü tutmak
- keep one's faith
- sözünü tutmama
- pullback
- sözünü tutmama
- breach of promise
- sözünü tutmamak
- welsh
- sözünü tutmamak
- welch
- sözünü tutmamak
- break one's promise
- sözünü tutmamak
- welsh on
- sözünü tutmamak
- break one's word
- sözünü tutmamak
- to back out, to break one's words, to break a promise
- sözünü tutmamak
- dishonor one's word
- sözünü tutmamak
- dishonour [Brit.]
- sözünü tutmamak
- dishonor
- sözünü tutmayan
- violator
- sözünü tutturmak
- keep smb. to one's promise
- sözünü unutarak duraksamak
- dry up
- sözünü/ünüzü balla kestim
- (Konuşma Dili) Excuse me for interrupting you
- sözünü geçirmek
- {f} influence
- başkasının sözünü tekrarlama
- quote
- söz
- upon my word
- söz
- expression
I'll look up the expression in the dictionary.
- Ben ifadeye sözlükte bakacağım.
- söz
- {s} wordy
- söz
- {i} plight
- sözünü kes
- {f} interrupted
She interrupted him while he was speaking to my father.
- O, babamla konuşurken, o onun sözünü kesti.
He interrupted the speaker with frequent questions.
- O, sık sık soruları ile konuşmacını sözünü kesti.
- söz
- gossip
- söz
- asseverate
- söz
- rumour
- söz
- commitment
Unfortunately, I have a commitment.
- Ne yazık ki bir sözüm var.
Unfortunately, I had another commitment.
- Ne yazık ki başka sözüm vardı.
- söz
- dixit
- söz
- (Dilbilim) parole
- söz
- fluent
- söz
- iron
- sözünü kesmek
- cut in on
- sözünü tutmak
- fulfill one's promise
- söz
- {i} say
Gentlemen, allow me to say a few words in greeting.
- Baylar, karşılamada birkaç söz söylemem için bana izin verin.
Tom doesn't have a say in that matter.
- Tom'un o konuda bir sözü yok.
- söz
- wording
- söz
- saying
As the saying goes: Speech is silver, silence is gold.
- Atasözünde dendiği gibi; söz gümüşse, sükut altındır.
My client isn't saying another word.
- Müvekkilim başka bir söz söylemiyor.
- söz
- assurance
- söz
- foregoing
- söz
- pledge
Tom pledged his continued support.
- Tom destek vermeye devam etmeye söz verdi.
The pledge to stop smoking cigarettes ranks among the top ten New Year's resolutions year after year.
- Sigarayı bırakma sözü her yıl ilk on Yeni Yıl kararı arasında yer alıyor.
- söz
- remark
That kind of remark does not befit you.
- O tür sözler size yakışmıyor.
My remarks were not aimed at you.
- Sözlerim size yönelik değildi.
- söz
- {i} term
The short term contract employees were dismissed without notice.
- Kısa vadeli sözleşmeli personel haber vermeden işten çıkarıldı.
The term hutong, originally meaning water well, came from the Mongolian language about 700 years ago.
- Orijinalde su kuyusu anlamına gelen hutong sözcüğü, Moğol dilinden yaklaşık 700 yıl önce gelmiştir.
- söz
- asseveration
- söz
- undertaking
- sözünü kes
- heckle
- sözünü tutmak
- be as good as one's word
- sözünü tutmak
- keep one's side of the bargain
- sözünü tutmak
- keep a promise
- sözünü tutmak
- take one at one's word
- söz
- spoken of
- söz
- {i} sentence
Tom really likes this sentence.
- Tom bu sözü gerçekten seviyor.
But that's not the whole picture. Tatoeba is not just an open, collaborative, multilingual dictionary of sentences. It's part of an ecosystem that we want to build.
- Ama bütün resim bu değil. Tatoeba sadece açık, işbirlikçi, çok dilli cümleler sözlüğü değildir. O, yapmak istediğimiz bir ekosistemin parçasıdır.
- söz
- vocable
- söz
- mentions
Nobody mentions my country.
- Hiç kimse ülkemden söz etmiyor.
Mary becomes angry when Tom mentions her weight.
- Mary, Tom onun ağırlığından söz ettiği zaman sinirlenir.
- sözünü tutmak
- keep one´s promise
- bir daha sözünü etmemek
- draw the curtain over smth
- evlenme sözünü tutmama
- breach of promise to marry
- evlilik sözünü tutmama
- (Ticaret) breach of promise
- söz
- engagement
I have a previous engagement.
- Bir önceki sözleşmem var.
The media got wind of a rumor about his engagement and came quickly.
- Medyanın onun sözleşmesi ile ilgili bir söylenti rüzgarı vardı ve hızlı geldi.
- söz
- talk
It is not polite to interrupt someone while he is talking.
- Konuşurken birinin sözünü kesmek kibarlık değildir.
Don't interrupt me while I am talking.
- Konuşurken sözümü kesme.
- söz
- voice
- söz
- word, remark; speech, talk; saying; rumour, gossip; promise, assurance, commitment; engagement
- söz
- committal
- söz
- faith
You must be faithful to your word.
- Sözüne sadık olmalısın.
- söz
- verbalism
- söz
- spiel
- söz
- remark, utterance; expression; statement; word
- söz
- rumor
The media got wind of a rumor about his engagement and came quickly.
- Medyanın onun sözleşmesi ile ilgili bir söylenti rüzgarı vardı ve hızlı geldi.
- söz
- {f} contracting
- söz
- discourse
- sözünü geçirmek
- voice over
- sözünü kesmek
- (Fiili Deyim ) cut into
- sözünü tutmak
- deliver the goods