Bir bilim adamı, insan hakları hakkında harika bir konuşma yaptı.
- A scholar made an excellent speech about human rights.
Evlilik bir tür insan hakları ihlalidir.
- Marriage is a type of human rights violation.
Sana sağa dönmeni emrediyorum
- I order you to turn right.
Hata baştan sağda mı yoksa sonradan mı meydana geldi? - Ne zaman?
- Did the error occur right from the start or later on? - When?
Sanırım sen haklısın.
- I think you're right.
Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.
- Parents have a prior right to choose the kind of education that shall be given to their children.
Kuzey Amerika'da işler, Her zaman müşteri haklıdır. prensibi ile yapılır.
- In North America, business operates on the customer is always right principle.
Amanın, sen haklısın, ben onu hiç bilmiyordum.
- Oh my, you're right, I didn't know that at all.
Onun yaptıklarının doğru olduğunu düşünüyorum.
- I think the actions he took were right.
Her şahıs, doğrudan doğruya veya serbestçe seçilmiş temsilciler vasıtasıyla, memleketin kamu işleri yönetimine katılmak hakkını haizdir.
- Everyone has the right to take part in the government of his country, directly or through freely chosen representatives.
Onun yanıtı doğruluktan uzak.
- His answer is far from right.
Birinin haklı diğerinin hatalı olduğunu gerçekten söyleyebileceğimizi sanmıyorum.
- I don't think we can really say that one is right and the other is wrong.
Gerçekten şu anda konuşamam.
- I really can't talk right now.
O, medeni haklarından mahrum edildi.
- He was deprived of his civil rights.
Medeni haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.
- We must fight to preserve our civil rights.
İnsan hakları umurumda değil.
- I don't care about civil rights.
Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.
- We must fight to safeguard our civil rights.
Vatandaşlık haklarımı ihlal ediyorsun.
- You're violating my civil rights.
Bir bisiklet yolu doğrudan doğruya evimin önünden geçer.
- A bike path goes right past my house.
Her şahıs, doğrudan doğruya veya serbestçe seçilmiş temsilciler vasıtasıyla, memleketin kamu işleri yönetimine katılmak hakkını haizdir.
- Everyone has the right to take part in the government of his country, directly or through freely chosen representatives.
Anahtarı sağa doğru dönder.
- Turn the key to the right.
Sana sağa dönmeni emrediyorum
- I order you to turn right.
Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.
- Everyone has the right to work, to free choice of employment, to just and favourable conditions of work and to protection against unemployment.
Herkes haklı olmak ister.
- Everyone wants to be right.
Sami her zaman her durumda haklı olmak istiyor.
- Sami always wants to be right in all situations.
Tamamen isabetli bir soru sordular.
- They asked a question that was right on the mark.
Tom bir şeyin oldukça doğru olmadığından kuşkulanmaya başladı.
- Tom began to suspect something wasn't quite right.
Çalışmamı kopyalamana izin vermem doğru olmazdı.
- It wouldn't be right that I'd let you copy my work.
Anahtarı sağa doğru dönder.
- Turn the key to the right.
Tom sağa doğru işaret etti.
- Tom pointed to the right.
Bob benim tavsiyemi dinleseydi, şimdi her şey tamam olacaktı.
- If Bob had taken my advice, everything would be all right now.
Yeni davranış kurallarını ihlâl etmekten yakalanan gençler seyahat özgürlüğü haklarını kaybedecekler, ve bu hakkı geri almak için parasız toplum işini tamamlamak zorunda kalacaklar.
- Youths who are caught violating the new rules on behaviour will lose their right to free travel, and will have to complete unpaid community work to earn it back.
Hemen doktoru arayın.
- Call the doctor right away.
Şirket savaştan hemen sonra başlayan bir grup girişimci tarafından alındı.
- The company is owned by a group of entrepreneurs who started it right after the war.
İşleri düzeltmek için ne gerekiyorsa yapacağım.
- I'll do whatever it takes to make things right.
Durumu düzeltmek zorundayım.
- I have to make it right.
Bu pek doğru görünmüyor.
- That doesn't seem right.
Pekala, ben dinliyorum.
- All right, I'm listening.
Bu ceket bana uygun mudur?
- Is this jacket right for me?
Ev iyi görünüyordu, üstelik fiyat en uygundu.
- The house looked good; moreover, the price was right.
Şu anda yapmam gereken başka bir şey var.
- I have something else I need to be doing right now.
Şu anda yapmam gereken bir şey var.
- There's something I need to do right now.
Tamam, şimdi yetki bende.
- All right, I'm in charge now.
Ben şimdi tamamen iyiyim.
- I am quite all right now.
Haklı olduğuna tamamen ikna olmadım.
- I am not wholly convinced that you are right.
Tom'un Mary'nin olduğu kadar çok burada olma hakkı var.
- Tom has as much right to be here as Mary does.
Tom'un şu anda konuşmayı canı çok istemiyor.
- Tom doesn't feel much like talking right now.
İnsan hakları beyannamesi ABD Anayasasını değiştirdi.
- The Bill of Rights amended the U.S. Constitution.
Evlilik bir tür insan hakları ihlalidir.
- Marriage is a type of human rights violation.
İnsan hakları kavramının açık bir tanımına ihtiyacımız var.
- We need a clear definition of the concept of human rights.
Bay Ford şimdi iyidir.
- Mr Ford is all right now.
Birbirimizi sevdiğimiz sürece, biz iyi olacağız.
- As long as we love each other, we'll be all right.
Amerika'da arabalar yolun sağ tarafını kullanırlar.
- In America cars drive on the right side of the road.
Sola dönerseniz, restoranı sağ tarafınızda bulursunuz.
- Turning to the left, you will find the restaurant on your right.
Neşelen! Her şey yakında düzene girecek.
- Cheer up! Everything will soon be all right.
Şu anda düzgün düşünemiyorum.
- I can't think straight right now.
Dosdoğru bize geliyor!
- It's coming right at us!
Beni suçlamak seni daha iyi hissettiriyorsa, dosdoğru git.
- If blaming me makes you feel better, go right ahead.
Eğer doğru olarak hatırlıyorsam, onlar kuzenler.
- They are cousins, if I remember rightly.
Tüm insanlar sağlıklı ve kültürlü yaşam minimum standartlarını koruma hakkına sahip olacaktır.
- All people shall have the right to maintain the minimum standards of wholesome and cultured living.
Baharat tam sağlıklıydı.
- The seasoning is just right.
Şu anda düzgün düşünemiyorum.
- I can't think straight right now.
Ben işi düzgün yapabilirim!
- I can do the job right!
Aklı başında hiç kimse gece şu ormanda yürümez.
- No one in their right mind would walk in those woods at night.
Aklı başında biri nasıl bununla aynı fikirde olmaz?
- How could anyone in their right mind disagree with this?
En güvenilir adamım ol.
- Be my right-hand man.
We must take a tough stance against breach of human rights.
Neşelen! Her şey yakında düzene girecek.
- Cheer up! Everything will soon be all right.
O düzenli yemek yemiyor. Ben onun hasta olduğunu düşünüyorum.
- He's not eating right. I think he's sick.
Tom doğruca Mary'nin tuzağına yürüdü.
- Tom walked right into Mary's trap.
Bir otelde oda kiraladım ve doğruca yatmaya gittim.
- I checked into a hotel and went right to sleep.
Bu iki çizgi dik açılıdır.
- These two lines are at right angles.
Ev iyi görünüyordu, üstelik fiyat en uygundu.
- The house looked good; moreover, the price was right.
Tom tam olarak haklı.
- Tom is exactly right.
Şu anda tam olarak açık değiliz.
- We're not exactly open right now.
Şimdi her şey yolunda.
- Everything is all right now.
Benim için her şey yolunda gitti.
- Everything went right for me.
Tom tam doğru zamanda geldi.
- Tom arrived at just the right moment.
Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.
- It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right.
O düzenli yemek yemiyor. Ben onun hasta olduğunu düşünüyorum.
- He's not eating right. I think he's sick.
Bunun çabuk yapılmasını mı istiyorsun yoksa doğru dürüst yapılmasını mı istiyorsun?
- Do you want this done quickly or do you want this done right?
Hiç kimse dürüst ve enerjik bir şekilde iyi ve adil bir neden için savaşma hakkınızı inkar edemez.
- No one will deny your right to fight honestly and energetically for a good and just cause.
Onun yanıtı doğruluktan uzak.
- His answer is far from right.
Hata baştan sağda mı yoksa sonradan mı meydana geldi? - Ne zaman?
- Did the error occur right from the start or later on? - When?
Arapça, sağdan sola doğru yazılır.
- Arabic is written from right to left.
Sağdan bir sonraki sokağa sap.
- Turn right on the next street.
Arapça, sağdan sola doğru yazılır.
- Arabic is written from right to left.
In the spirit of the Universal Declaration of Human Rights, I would like to declare that this kind of freedom is an inalienable human right, the suppression of which by political or religious authorities cannot be condoned.
Mad Pierre sarcastically responded that the spammer was correct. “Damn, you've got us bang to rights.
Good week for: Cyclists, after Britain's most prolific bicycle thief was banged to rights.
Good week for: Cyclists, after Britain's most prolific bicycle thief was banged to rights.
Worth as much as $900 million, he estimates, the author clearly thinks he has earned bragging rights, and he intends to exercise them.
The post of vice-president should, by rights, have been given to John.
Because of the video replay, the ref had him dead to rights on the penalty.
This new legislation aims to protect the e-rights of citizens.
I sold the magazine rights to the story, but not the e-rights.
Eg, If a British airline flew to France, collected passengers, and took them to Italy.
After the accident, her right leg was slighly shorter than her left.
I thought you'd made a mistake, but it seems you were right all along.
When the wind died down, the ship righted.
Luckily we arrived right at the start of the film.
The political right holds too much power.
You have no right to go through my book.
'You lost?' / Colin spun round. Looking at him was a nurse, her eyebrows raised. / 'No, I'm right, thanks,' said Colin.
The pharmacy is just on the right past the bookshop.
The kitchen counter formed a right angle with the back wall.
Righting all the wrongs of the war will be impossible.
The tow-truck righted what was left of the automobile.
We're on the side of right in this contest.
The fog was right hard to see through so I was on Tom Pritchard before I saw him.
... >>Doctorow: Is there a legal theory that gives you rights over that database? I don't know, ...
... speech it hears." The human rights stuff is easy to understand. ...