Ve yolcular onu hatırlıyor mu?
- And do the travellers remember him?
Ben yalnızca ruhun saflığını arayan bir gezginim.
- I am just a traveller who seeks the purity of the soul.
Ben çok gezgin değilim.
- I am not much of a traveller.
Yabancı bir arazi yok; yalnızca yabancı olan seyyah budur.
- There is no foreign land; it is the traveller only that is foreign.
Mary, muhtemelen asla bir yerde yerleşip kalmayacak uslanmaz bir seyyahın çocuğudur.
- Mary is the kind of inveterate traveller who will probably never settle down in one place.
I am not much of a traveller.
- Ich habe nicht viel von einem Reisenden.
We can travel through time. And we do at the remarkable rate of one second per second.
- Wir können durch die Zeit reisen. Und wir tun es mit der bemerkenswerten Geschwindigkeit von einer Sekunde pro Sekunde.