This sofa can seat three people easily.
- Bu kanepeye rahatlıkla üç kişi oturtulabilir.
This easy chair is quite comfortable.
- Bu basit sandalye oldukça rahattır.
I'll do whatever I can to make it easy for you.
- Seni rahat ettirebilmek için elimden gelen her şeyi yaparım.
Are people comfortable? No.
- İnsanlar rahat mı? Hayır.
I feel more comfortable behind the wheel.
- Direksiyonun arkasında daha rahat hissediyorum.
I never felt at ease in my father's company.
- Babamın şirketinde asla rahat hissetmedim.
His smile put her at ease.
- Onun tebessümü onu rahatlattı.
Tom found the chair quite comfortable.
- Tom sandalyeyi gayet rahat buldu.
Everybody feels comfortable with him.
- Herkes onunla birlikte rahat hisseder.
We live in a cozy little house in a side street.
- Yan sokaktaki küçük ve rahat bir evde yaşıyoruz.
The father is together with his son, how cozy it is!
- Baba oğlu ile birlikte, ne kadar rahat!
If indifference is the kiss of death for a relationship, then complacency is the kiss of death for a business.
- İlgisizlik bir ilişki için ölüm öpücüğü ise öyleyse rahatlık bir iş için ölüm öpücüğüdür.
I am very much relieved to know that.
- Onu bildiğim için çok rahatladım.
I felt very relieved when I heard the news.
- Haberi duyduğumda çok rahatladım.
Tom won the race easily.
- Tom yarışı rahat kazandı.
I can easily wait till tomorrow.
- Yarına kadar rahatça bekleyebilirim.
Fadil took a shower to calm his nerves down.
- Fadıl sinirlerini rahatlatmak için duş aldı.
She's always very calm and relaxed.
- O her zaman çok sakin ve rahat.
Luxury and convenience do not equate to happiness.
- Lüks ve rahatlık mutluluğa eşit değildir.
Relax, you're doing fine.
- Rahatla, iyi gidiyorsun.
It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right.
- Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.
Don't worry. Everything's going to be all right.
- İçin rahat olsun, her şey yoluna girecek.
I want to live in comfort.
- Ben rahat içinde yaşamak istiyorum.
My uncle now lives in comfort.
- Amcam şimdi rahat yaşıyor.
I'm beginning to feel at ease when I speak in Chinese.
- Çince konuştuğumda içim rahat hissetmeye başlıyorum.
His smile put her at ease.
- Onun tebessümü onu rahatlattı.
The dead are gone and they cannot defend themselves. The best thing to do is to leave them in peace!
- Ölüler gitti, onlar kendilerini savunamazlar. Yapılacak en iyi şey onları rahat bırakmaktır!
I won't rest until I find out the truth.
- Gerçeği öğrenene kadar bana rahat yok.
I felt out of place in the expensive restaurant.
- Pahalı bir restoranda rahatsız hissettim.
The actor displayed a loosey–goosey attitude.
His smile put her at ease.
- Onun tebessümü onu rahatlattı.
I never felt at ease in my father's company.
- Babamın şirketinde asla rahat hissetmedim.
Very few places on our earth remain undisturbed by civilization.
- Dünyamız üzerinde çok az yer uygarlık tarafından rahatsız edilmeden kalmıştır.
Where we can talk undisturbed?
- Nerede rahat konuşabiliriz?
During the bubble, people dreamt of a life of leisure.
- Hayal sırasında, insanlar rahat bir hayatı hayal ettiler.
May I use the phone? Please feel free.
- Telefonu kullanabilir miyim? Lütfen rahat olun.
Sami could move freely around the prison.
- Sami cezaevinde rahatça dolaşabilirdi.
Work quietly lest you disturb others.
- Başkalarını rahatsız etmemek için sessizce çalışın.