Açmak için o kapıyı itmek zorundasın.
- You have to push that door to open it.
Arabayı sırayla itmek zorunda kaldılar.
- They had to take turns pushing the car.
Anne babam beni beyzbol klübünden ayrılmaya zorladı.
- My parents pushed me to quit the baseball club.
Şansınızı zorlamayın.
- Don't push your luck.
Yapmanız gereken tek şey bu butona basmaktır.
- All you have to do is to push this button.
Bütün yapman gereken kırmızı butona basmaktır.
- All you have to do is push this red button.
Şansımı zorlamak istemedim.
- I didn't want to push my luck.
Kendini çok zorlamak istemiyorsun.
- You don't want to push yourself too hard.
İtme bir roketin ne kadar itme verebileceğidir.
- Thrust is how much push a rocket can give.
Öğrenciler arabayı itmek için yardım etmemizi istedi.
- The students wanted us to help push the car.
Arabam çamura saplanmış. Onu dışarı itmem için bana yardımcı olabilir misin?
- My car is stuck in the mud. Could you help me push it out?
Öğrenciler arabayı itmek için yardım etmemizi istedi.
- The students wanted us to help push the car.
Engellere rağmen ilerlemeye devam ettik.
- We pushed ahead despite the obstacles.
I need you to push now. (Doğum esnasında doktorların söylediği bir lafdır.).
Modern yöntemler endüstriyi ilerletti.
- Modern methods have pushed industry forward.
Engellere rağmen ilerlemeye devam ettik.
- We pushed ahead despite the obstacles.
Onlar güneyi zorlamaya devam etti.
- They continued to push south.
Tom sınırları zorlamayı sever.
- Tom likes to push the limits.
In his anger he pushed me against the wall and threatened me.
During childbirth, there are times when the obstetrician advises the woman not to push.
Give the door a hard push if it sticks.
You need to push quite hard to get this door open.
... your bicycle, the turning of the wheel spins a magnet. The magnet then pushes electrons ...
... take a wire and I move a wire in a magnetic field, the magnetic field pushes the electrons ...