Biz onun duygularını incitmekten korktuk.
- We were afraid that we might hurt his feelings.
Ben onun duygularını incitmiş olabilirim.
- I may have hurt his feelings.
Tom'un iyi hissetmediğini derhal söyleyebilirim.
- I could tell right away that Tom wasn't feeling well.
Kendini iyi hissetmediği için yatakta kaldı.
- He stayed in bed because he wasn't feeling well.
Çok aç hissetmiyordum.
- I was not feeling very hungry.
Kırsaldaki yürüyüşünden sonra yorgun hissettiği için şekerleme yaptı.
- Feeling tired after his walk in the country, he took a nap.
Evin sallandığını hissederek caddeye doğru koştum.
- Feeling the house shake, I ran out into the street.
Evin sarsılmasını hissederek dışarıya koştum.
- Feeling the house shake, I ran outside.
Tom bir çubukla yeri dürttü.
- Tom poked the ground with a stick.
O bir sopayla kız kardeşinin gözüne dürttü.
- She poked her sister in the eye with a stick.
Tom nasıl poker oynayacağını bilmiyor.
- Tom doesn't know how to play poker.
O, bizimle poker oynardı.
- She used to play poker with us.
Sanırım Tom'un duygularını incittin.
- I think you've hurt Tom's feelings.
Sanırım Tom'un duygularını incitmemek için çok dikkatli olmamız gerekiyor.
- I think we need to be very careful not to hurt Tom's feelings.
Perhaps all those super hackers who so regularly produce infinite lives etc. could produce pokes to be used by 128K users.
In the summertime they'd reach out and snatch your straw hat right off your head, and if you were fool enough to go after it your poke was bound to be lighter when you came out.