These are my trousers.
- Bunlar benim pantolonlarım.
He put on clean trousers.
- O, temiz pantolon giydi.
The blue pants cost more than the green ones.
- Mavi pantolonun, yeşilden daha fazla maliyeti var.
While doing the wash she found a condom in the back pocket of her son's pants.
- Çamaşır yıkarken oğlunun pantolonunun arka cebinde bir prezervatif buldu.
The blue pants cost more than the green ones.
- Mavi pantolonun, yeşilden daha fazla maliyeti var.
My mother bought me two pairs of pants last Sunday.
- Annem geçen Pazar bana iki çift pantolon satın aldı.
I bought two pairs of trousers.
- İki pantolon satın aldım.
Did he have his trousers pressed?
- O pantolonunu ütületti mi?
These trousers need pressing.
- Bu pantolonların ütülenmeye ihtiyacı var.
These are my trousers.
- Bunlar benim pantolonlarım.
When I last saw him, he was wearing a blue shirt and white slacks.
- Onu son gördüğümde, o mavi bir gömlek ve beyaz pantolon giyiyordu.
His slacks are all wrinkled.
- Onun pantolonlarının hepsi kırışık.
The orthodontist told him he'd need braces for at least two years.
- Ortodontist ona en az iki yıl süreyle pantolon askısına ihtiyacı olacağını söyledi.
She's really touchy about her new braces.
- O, yeni pantolon askısı hakkında gerçekten hassas.
I can not find my pants.
- Pantalonumu bulamıyorum.
Tom often wears corduroys.
- Tom sık sık fitilli kadife pantolon giyer.
She usually wears jeans.
- O genellikle kot pantolon giyer.
Meg was the only girl that was wearing jeans.
- Meg kot pantolon giyen tek kızdı.