Yurt dışında seyahat söz konusu değil.
- Traveling abroad is out of the question.
Biz kitabın dışında bir şey bırakmadık.
- We have left nothing out of our book.
Siz arkadaşlara odamın dışında kalmanızı kaç kez söyledim.
- How many times have I told you guys to stay out of my room?
Sizin fikirleriniz güncelliğini yitirmiş gibi görünüyor
- Your opinion seems to be out of date.
Tom benim dengim değil.
- Tom is out of my league.
Ben buranın dışına çıkmayı deniyorum.
- I'm trying to get out of here.
Tom onu bir adalet duygusundan yoksun olarak yaptı.
- Tom did it out of a sense of justice.
Yolda bir arabanın olması dolayısıyla garajımdan çıkamadım.
- I couldn't get out of my garage because there was a car in the way.
Yüzmede iyi olmadığımdan dolayı, boyumu aşan yerlerde yüzmekten kaçınırım.
- As I'm not good at swimming, I avoid swimming out of my depth.
Şimdi birkaç aydır yeni gelişmeler hakkında bilgim yok.
- I've been out of touch with things for several months now.
Yataktan çıkmadan önce günün geriye kalanında ne yapacağım hakkında düşünerek biraz zaman harcarım.
- Before I get out of bed, I spend a little time thinking about what I'll be doing the rest of the day.
O, evin dışına giderken görüldü.
- He was seen going out of the house.
Enflasyon kontrolün dışına çıkıyor.
- Inflation is getting out of control.
Tavan arasından dışarı çıkma.
- Don't come out of the attic.
Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.
- Motherhood and childhood are entitled to special care and assistance. All children, whether born in or out of wedlock, shall enjoy the same social protection.
Yolda bir araba olduğu için garajımdan çıkamadım.
- I couldn't get out of my garage because there was a car in the way.
Çamaşır makinesi biraz bozuk.
- The washing machine is somewhat out of order.
Telefon şu anda bozuk.
- The telephone is now out of order.
Bu sorundan bir çıkış yolu bulmam gerek.
- I need to find a way out of this problem.
Tom, Mary ile birlikte her çıkışında her zaman hesabı ödemek zorunda kalmaktan usandı.
- Tom became tired of always having to pay the bill every time he went out with Mary.
Bu hizmet geçici olarak arızalı.
- This service is temporarily out of order.
Bu asansör arızalıdır.
- This elevator is out of order.
Tom yarın gece Mary'yi dışarı çıkarmak istiyor.
- Tom wants to take Mary out tomorrow night.
Tom, köpeğini dışarı çıkarmak için kapıyı açtı.
- Tom opened the door to let his dog out.
Dışarıya çıkamam çünkü çok ödevim var.
- I can't go out because I have a lot of homework.
Keşke dışarı çıktığın zaman kapıyı kapatsan.
- I wish you would shut the door when you go out.
Ölüm tek çıkar yol mu?
- Is death the only way out?
Bu duruma başka bir çıkar yol bulmamız şart.
- It is imperative that we find another way out of this situation.
Bir çözüm bulmaya çalışıyorum.
- I'm trying to figure out a solution.
Biz hâlâ onu çözümlüyoruz.
- We're still sorting it out.
Onu kovmaktan başka seçeneğim yoktu.
- I had no choice but to throw him out.
Bazı insanlar senin için evde yemenin dışarıda yemekten daha iyi olduğunu düşünüyor.
- Some people think eating at home is better for you than eating out.
Belki içerde kalsam daha iyi olur. Hava böyleyken kim dışarı çıkmak ister?
- Maybe it would be better if I were to just stay inside. Who wants to go out when the weather's like this?
Televizyon seyretmek yerine, dışarıya çıkıp biraz temiz hava al.
- Go out and breathe some fresh air instead of watching TV.
Ben dışarıya giderken yanımda bir şemsiye alırım.
- I take an umbrella with me when I go out.
Bu büyük kanepe küçük bir odada uygunsuz olurdu.
- This large sofa would be out of place in a small room.
Tom bir şeyin uygunsuz olduğunu fark etti.
- Tom's noticed something was out of place.
Kitabın bir kopyasını almak istiyorum ama baskısı tükenmiş.
- I want to buy a copy of the book, but it is out of print.
Tom yine şehir dışında.
- Tom is out of town again.
Tom hala şehir dışında.
- Tom is still out of town.
Dışarıya çıkamam çünkü çok ödevim var.
- I can't go out because I have a lot of homework.
Bu öğleden sonra dışarıya çıkacağım.
- I'm going to go out this afternoon.
Bu kısır döngüden kurtuluş görülmüyor.
- There seems to be no way out of this vicious circle.
Tom arabasını kardan kazıp çıkarmak zorunda kaldı.
- Tom had to dig his car out of the snow.
Yoksulluk insanlardaki en kötüyü ortaya çıkarmak ve en iyiyi gizlemek için dünyadaki başka her şeyden daha fazlasını yapar.
- Poverty does more to bring out the worst in people and conceal the best than anything else in the world.
Neredeyse şekerimiz bitmiş.
- We're almost out of sugar.
Tom'un parası bitmiş olmalı.
- Tom must be out of money.
Bütün dikkatimi dışarıdaki manzaraya yöneltti.
- He addressed my full attention to the landscape outside.
Dışarıdaki gürültü sinirime dokunduğu için canım çalışmak istemedi.
- I didn't feel like studying because the noise outside was getting on my nerves.
Onu dışarı atmak istemiyordum.
- I didn't want to throw that out.
Sami, Leyla'yı dışarı atmak istedi.
- Sami wanted to kick Layla out.
O, yürüyüşten önce hiçbir şey yememişti, bayılmak üzereydi.
- Because he hadn't eaten anything before the hike, he was about to pass out.
Ben bayılmak istemiyorum.
- I don't want to pass out.
Hal çaresine bakayım.
- Let me figure something out.
Şimdi çalışmaktan başka çarem yok sanırım.
- I guess I have no choice but to work out now.
Bundan uzak durmanı öneririm.
- I suggest you keep out of this.
Beladan uzak kalmaya çalışın.
- Try to stay out of trouble.
Başka bahanen kalmadı.
- You're out of excuses.
Son birkaç gündür Jane sessiz ve keyifsizdir.
- For the past few days Jane has been quiet and out of humor.
Tom kontrolden çıkmış, biliyorsun.
- Tom is out of control, you know.
İsyan tamamen kontrolden çıkmıştı.
- The riot was completely out of control.
Açıkça konuşmak gerekirse, senin düşünce biçimin demode.
- Frankly speaking, your way of thinking is out of date.
Bu eski kitap oldukça demode.
- This old book is quite out of date.
Benim iki arabam var ama onların ikisi de servis dışı.
- I've got two cars, but they're both out of service.
Ev dahili ve harici temizlendi.
- The house was cleaned inside and out.
Bu başka bir olasılığı tamamıyla dışlamaz.
- This doesn't entirely rule out another possibility.
O, bağırarak yardım istedi.
- He called out for help.
Kazananın adını bağırarak söyledi.
- He called out the name of the winner.
Tom bütünüyle kontrolünü kaybetmiş.
- Tom totally freaked out.
Sen bütünüyle onları dehşete düşürdün.
- You totally freaked them out.
Senin eteğin modası geçmiş.
- Your skirt is out of fashion.
Bu ayakkabıların modası geçmiş.
- Those shoes are out of date.
Ben nefes nefese sınıfa kadar koştum.
- I ran into the classroom out of breath.
Tom nefes nefese ve bir molaya ihtiyacı var.
- Tom is out of breath and needs to take a break.
Bu ceketin modası geçmiş.
- This coat is out of date.
Bu ayakkabıların modası geçmiş.
- Those shoes are out of date.
Onun tenkitleri yersizdi.
- His criticisms were out of place.
Tateba hizmet dışıydı.
- Tatoeba was out of service.
Bu tren hizmet dışı ve şimdi herkes inmeli.
- This train is out of service and everyone must detrain now.
Dışarıda bir masaya oturabilir miyiz?
- Could we have a table outside?
Kardeşlerin her ikisi de dışarıdalardı.
- Both the brothers were out.
Dışarı çıkıp oyun oynayabilir miyim?
- Can I go out and play?
Baba, dışarıya çıkıp oyun oynayabilir miyim?
- Daddy, may I go out and play?
Allah aşkına beni buradan çıkarın.
- For God's sake, get me out of here!
Ben o adamın nereden geldiğini bilmiyorum. O az önce aniden ortaya çıktı.
- I do not know where that guy came from. He just popped up out of nowhere.
Uçağın kontrolleri düzensizdi.
- The controls of the plane were out of order.
Onun odası her zaman düzensizdir.
- His room is always out of order.
Fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusunu seviyorum.
- I like the smell of bread just out of the oven.
Sır resmi olarak açığa çıktı.
- The secret is officially out.
Sami bu konuyu açığa çıkardı.
- Sami found out about this.
Ne yazık ki yapmamı istediğin şey olanaksız.
- I'm afraid what you're asking me to do is out of the question.
O, genç adamı aklından çıkarmaya çalıştı ama bu olanaksızdı.
- She tried to put the young man out of her mind, but it was impossible.
Yurt dışında olsam ve param bitse, ben daha fazla istemek için ailemi ararım.
- If I were abroad and I ran out of money, I would call my parents to ask for more.
Ev, yangın çabuk söndürüldüğü için fazla zarar görmedi.
- The house did not suffer much damage because the fire was quickly put out.
Tom yüksek sesle güldü.
- Tom laughed out loud.
Tom neredeyse yüksek sesle kahkaha atacaktı.
- Tom nearly laughed out loud.
Tom'un mazereti kontrol edildi.
- Tom's alibi checked out.
Mazeretlerin tükendi.
- You're out of excuses.
Depremden sonra büyük bir yangın patlak verdi.
- A big fire broke out after the earthquake.
Tom, açık hava sporlarına büyük ilgi duymuyor.
- Tom doesn't have much interest in outdoor sports.
Onun paltosu yıpranmış.
- His overcoat is worn out.
Onun elbiseleri yıpranmış.
- His clothes are worn out.
Tom yüksek sesle güldü.
- Tom laughed out loud.
Cambridge Üniversitesi'nde öğrenim zorluğu çok yüksek olmasına rağmen, çok sayıda öğrencinin hâlâ dışarı çıkmak ve eğlenmek için zamanı var.
- Although the pressure of studying at the University of Cambridge is very high, many students still have time to go out and have fun.
Onlar hakkında daha çok şey öğrenelim.
- Let's find out more about them.
Tom bugün daha çok hasta.
- Tom is out sick today.
Çantanı çaldım çünkü param kalmamıştı.
- I stole your bag because I ran out of money.
Benzininiz kalmamış gibi görünüyorsunuz.
- You seem to be out of gas.
Defol! Ve sakın bana bir daha dokunma!
- Get out! And don't ever touch me again!
Hepiniz buradan defolun!
- Get out of here, all of you!
Yoldan uzakta bulunan annesi ile birlikte, Duke şirketinden zimmetine para geçirme planına devam edebildi.
- With his mother out of the way, Duke was able to proceed with his plan to embezzle the money from the company.
Lütfen doğrudan güneş ışığından uzakta, serin ve kuru bir yerde saklayın.
- Please store in a cool and dry place, out of direct sunlight.
Plan işe yaramazsa ne olacak?
- What if the scheme doesn't work out?
İşe yaramaz şeyi atın.
- Leave out anything that is useless.
İsyan tamamen kontrolden çıkmıştı.
- The riot was completely out of control.
O, adeta, sudan çıkmış balık gibi.
- He is, so to speak, a fish out of water.
Tom'un son filmi şimdi yayınlandı. Adı Tatoeba: Hatalı ağ geçidi.
- Tom's latest movie just came out. It's called Tatoeba: Bad Gateway.
Bir defa savaş patlak verdi mi, her iki taraf da hatalıdır.
- Once a war breaks out, both sides are in the wrong.
İtfaiyeci geldiğinde yangın çoktan sönmüştü.
- The fire had already gone out by the time the firemen arrived.
Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.
- Motherhood and childhood are entitled to special care and assistance. All children, whether born in or out of wedlock, shall enjoy the same social protection.
Bir köpeğin dışında, bir kitap insanın en iyi arkadaşıdır. Bir köpeğin içinde, okumak için çok karanlıktır.
- Outside of a dog, a book is man's best friend. Inside of a dog, it's too dark to read.
Once out of the farm the approach of poverty would be sure.
The cat is out of the bag.
The audience came out of the theater.
Out of the entire class, only Cynthia completed the work.
I give money to charity out of pity.
He forgot to put the food out of reach of the dog.
This is out of my area of expertise.
This train will be going out of service at the next station.
I'm outta here!.
The magician pulled the rabbit out of the hat.
Keep out!.
Leave a message with my secretary if I'm out when you call.
The place was all decked out for the holidays.
He threw it out the door.
You can play wherever you want, but remember that the cemetery is out of bounds.
You were out of bounds to call him a criminal.
The ball went out of bounds.
We were all out of breath when we got to the summit.
The economy is out of control and is headed for a crash.
When he heard the news he went crazy. He was completely out of control.
I can't eat this salad, it's out of date.
The dresses she wears are quite out of date.
He dismissed the idea out of hand.
Clean things as you go so that the mess does not get out of hand.
He bad to open wyde his brazen gate, / Which long time had bene shut, and out of hond / Proclaymed ioy and peace through all his state .
Having the flu all week left me pretty well out of it.
When my old friends turned up, my wife felt quite out of it.
I hope my comments yesterday were not out of line.
You're out of luck, the train has just left.
Mr Pickering's 'Hi!' came out of nowhere and hit him like a torpedo.
You've got my index cards out of order again.
The lift is always out of order.
I suppose my remarks about his wife were out of order.
Amongst all those horsey people I felt quite out of place.
After three races he was £10 out of pocket.
I had lots of out-of-pocket expenses.
I only said that she wasn't as young as she used to be, and her response was out of proportion.
The sign that said the elevator was temporarily out of service had been there for months.
How was the party? Out of sight, man!.
Jack's really mad at you. You better stay out of sight for a few days.
My lads,” said he, “we’ve had a hot day and are all tired and out of sorts.”.
Sorry, there's been a run on gribbets and we're out of stock.
Did his answer strike you as out of touch with reality?.
I had been out of touch with my old friend for a long time when she called.
extract, expel, except, expression, etc.
We've got to get out of here!
- We've got to get out of here.
We've got to get out of here.
- We've got to get out of here!
... jobs a month when I started. But we had been digging our way out of policies that were ...
... get out of college, there's a job. When I was governor of Massachusetts, to get a ...