Tom actually hardly ever studies.
- Tom aslında neredeyse hiç çalışmıyor.
Tom hardly ever watches TV.
- Tom neredeyse hiç TV izlemez.
There was scarcely any money left.
- Neredeyse hiç para kalmamıştı.
I could scarcely breathe.
- Neredeyse hiç nefes alamadım.
I have hardly any English books.
- Neredeyse hiç İngilizce kitabım yok.
There's hardly any coffee left in the pot.
- Demlikte neredeyse hiç kahve yok.