Translating this text will be very easy.
- Bu metni çevirmek çok kolay olacak.
To be always honest is not easy.
- Her zaman dürüst olmak kolay değildir.
This zipper doesn't zip smoothly.
- Bu fermuar kolayca kapanmıyor.
I was easily taken in by his smooth talk.
- Onun yumuşak konuşmasıyla kolaylıkla içeri alındım.
The work here is fairly simple.
- Buradaki iş oldukça kolaydı.
This book is written in simple English, so it's easy to read.
- Bu kitap basit bir İngilizceyle yazılmış. Bu nedenle okuması kolaydır.
I found the problem uncomplicated.
- Ben sorunu kolay buldum.
That cocktail is sweet and easy to drink.
- O kokteyl tatlı ve içmesi kolay.
It's easy to make and it's cheap.
- Yapması kolaydır ve ucuzdur.
Speaking Esperanto is so easy that sometimes it requires a real effort.
- Esperanto konuşmak o kadar kolaydır ki bazen gerçek bir çaba gerektirir.
It is easier for a camel to pass through the eye of a needle than for a rich man to enter the kingdom of God.
- Bir devenin bir iğnenin deliğinden geçmesi bir zengin kişinin Tanrı'nın krallığına girmesinden daha kolaydır.
It's easier to learn a new language when you are young.
- Gençken yeni bir dil öğrenmek daha kolay.
It must be easy for him to find the way.
- Onun yolu bulması kolay olmalı.
I thought doing this would be easy, but we've been working all day and we're still not finished.
- Bunun kolay olacağını düşünmüştüm, fakat bütün gün çalışıyoruz ve hâlâ bitirmedik.
Children are so vulnerable.
- Çocuklar çok kolay incinir.
We're all vulnerable.
- biz hepimiz kolay inciniriz.
Cleaning up after the party was no picnic.
- Partiden sonra ortalığı toparlamak kolay değildi.
I was young and impressionable at that time.
- O zamanlar genç ve kolay etkilenendim.