Tom applied for a leave of absence.
- Tom izin için başvurdu.
Will you permit us to leave now?
- Şimdi gitmemize izin verir misin?
My father would not permit me to go on to college.
- Babam üniversiteye devam etmeme izin vermezdi.
It was not permitted that the inhabitants trespass in the area.
- Burada oturanların bu alandan geçmelerine izin verilmedi.
She wanted my permission to use the telephone.
- Telefonu kullanabilmek için benden izin istedi.
Circumstances do not permit me such a holiday.
- Koşullar bana böyle bir tatil izin vermez.
I am, by no means, allowed to become ill now, tomorrow is my holiday.
- Şimdi hiçbir şekilde hasta olmama izin verilmiyor. Yarın benim tatilim.
Does Tom have a license?
- Tom'un bir izin belgesi var mı?
Why wouldn't you let me get a driver's license?
- Neden ehliyet almama izin vermedin?
His mother will not consent to his going there alone.
- Annesi onun oraya yalnız gitmesine izin vermeyecek.
If I'd known that it would come to this, I would have never consented.
- İşin buraya geleceğini bilseydim, izin vermezdim.
I'm going to take my vacation in September rather than July.
- İzinimi temmuzda değil eylülde alacağım.
I'm on a paid vacation.
- Ben ücretli izindeyim.
I'm going to take my vacation in September rather than July.
- İzinimi temmuzda değil eylülde alacağım.
I'm on a paid vacation.
- Ben ücretli izindeyim.
Tom stepped aside to allow Mary to pass.
- Tom Mary'nin geçmesine izin vermek için kenara çekildi.
Would you mind letting me see your passport?
- Pasaportunuzu görmeme izin verir misiniz?
Will you excuse us for a moment?
- Bize biraz izin verir misiniz?
Will you excuse me for a moment?
- Bana biraz izin verir misiniz?
I took a paid day off yesterday.
- Dün bir gün ücretli izin aldım.
The boss gave us all a day off.
- Patron hepimize bir günlük izin verdi.
Most government workers are on furlough.
- Çoğu hükümet çalışanı izinde.
Why are we allowing this to happen?
- Neden bunun olmasına izin veriyoruz?
I'm allowing you to go.
- Gitmene izin veriyorum.
The natives were not allowed to enter the district.
- Yerlilerin bölgeye girmesine izin verilmiyor.
After a heated discussion, a compromise was adopted. Smokers will be allowed to smoke in the smoking corner.
- Hararetli bir tartışmadan sonra,uzlaşma sağlandı.Sigara içme köşesinde sigara içenlerin sigara içmesine izin verilecek.
I will come, weather permitting.
- Hava izin verirse, gelirim.
You have to allow for the boy's age.
- Çocuğun yaşı nedeniyle izin vermek zorundasın.
Tom stepped aside to allow Mary to pass.
- Tom Mary'nin geçmesine izin vermek için kenara çekildi.
There's no need to ask for permission.
- İzin istemek için gerek yoktur.
Sometimes, it's easier to ask for forgiveness, than to ask for permission.
- Bazen af istemek izin istemekten daha kolaydır.
It's easier to ask for forgiveness than to get permission.
- Af istemek izin almaktan daha kolaydır.
I opened the window to let in some fresh air.
- Biraz temiz havanın girmesine izin vermek için pencereyi açtım.
I stood aside to let them pass.
- Onların geçmesine izin vermek için kenarda durdum.
Does Tom have a license?
- Tom'un bir izin belgesi var mı?
Allow me to introduce Mayuko to you.
- Mayuko'yu sana tanıtmama izin ver.
My father won't allow me to keep a dog.
- Babam benim köpek bakmama izin vermez.
I wasn't the only one who was permitted to do that.
- Bunu yapmasına izin verilen tek kişi ben değildim.
That's the last gift you are allowed to give to Tom.
- Bu Tom'a vermene izin verilen son hediye.
I wasn't the only one who was allowed to do that.
- Bunu yapmasına izin verilen tek kişi ben değildim.
That's the last gift you are allowed to give to Tom.
- Bu Tom'a vermene izin verilen son hediye.
I wasn't the only one who was allowed to do that.
- Bunu yapmasına izin verilen tek kişi ben değildim.
It's easier to ask for forgiveness than to get permission.
- Af istemek izin almaktan daha kolaydır.
I want to take a day off.
- Bir günlük izin almak istiyorum.
Tom wants to take a day off.
- Tom bir günlük izin almak istiyor.
Tomorrow is her day off.
- Yarın onun izin günü.
Tomorrow's my day off.
- Yarın benim izin günüm.
We'll always have to be careful not to let this happen again.
- Bunun tekrar olmasına izin vermemek için her zaman dikkatli olmalıyız.
Layla has found a new man and she's determined not to let him go.
- Leyla yeni bir adam buldu ve onun gitmesine izin vermemekte kararlı.
The system says I do not have the necessary permissions to delete the folder.
- Sistem, klasörü silmem için gerekli izinlere sahip olmadığımı söylüyor.
I have to let you go.
- Gitmene izin vermek zorundayım.
You have to let me talk to them.
- Onlarla konuşmama izin vermek zorundasın.
The system says I do not have the necessary permissions to delete the folder.
- Sistem, klasörü silmem için gerekli izinlere sahip olmadığımı söylüyor.
You can drink water, but you can also let it walk.
- Su içebilirsin fakat aynı zamanda da onun yürümesine izin verebilirsin.
Will you kindly let me have a look at it?
- Lütfen ona bir göz atmama izin verir misin?
It was not permitted that the inhabitants trespass in the area.
- Burada oturanların bu alandan geçmelerine izin verilmedi.
They were not permitted to cross into Canada.
- Onların Kanada'ya geçmeleri için izin verilmedi.
I will come, weather permitting.
- Hava izin verirse, gelirim.
Talking in the library is not allowed.
- Kütüphanede konuşmaya izin verilmiyor.
You are not allowed to violate the rules.
- Size kuralları ihlal etmek için izin verilmez.
If I'd known that it would come to this, I would have never consented.
- İşin buraya geleceğini bilseydim, izin vermezdim.
His mother will not consent to his going there alone.
- Annesi onun oraya yalnız gitmesine izin vermeyecek.
Put out your cigarette. Smoking's not permitted here.
- Sigaranı söndür. Burada sigara içmeye izin verilmez.
My father would not permit me to go on to college.
- Babam üniversiteye devam etmeme izin vermezdi.