Annem hep herkesten önce uyanır.
- Meine Mutter wacht immer vor den anderen auf.
Hep böyle bir saçmalık yaparsın.
- Immer machst du so einen Unsinn!
whenever.
Ben her zaman kardeşlere sahip olmanın nasıl bir şey olduğunu hep merak ettim.
- I've always wondered what it'd be like to have siblings.
Hepimiz onun hatalı olduğunu bilsek bile, Tom her zaman haklı olduğunu iddia eder.
- Tom always insists that he's right even when we all know that he's wrong.
Tom ve ben hep kavga ederiz.
- Tom and I fight all the time.
Evren yıldızlarla doluysa, neden onların hepsinden gelen ışık tüm gökyüzünü sürekli parlatmıyor?
- If the universe is full of stars, why doesn't the light from all of them add up to make the whole sky bright all the time?
Bill her zaman dürüsttür.
- Bill is always honest.
Her zaman dürüst olmak kolay değildir.
- To be always honest is not easy.
Daima doğruyu söyledim.
- I've always told the truth.
Daima sözlüğünü el altında bulundur.
- Always have your dictionary close at hand.
O her zaman orada kaldı.
- He stayed there all the time.
O, her zaman sessizdi.
- He was silent all the time.
Tom sürekli TV izler.
- Tom watches TV all the time.
Tom sürekli Mary hakkında düşünüyor.
- Tom thinks about Mary all the time.
He left Africa forever.
- Er verließ Afrika für immer.
I'll love you forever.
- Ich werde dich immer lieben.
We tend to use more and more electric appliances in the home.
- Wir haben die Neigung, im Haushalt immer mehr Elektrogeräte zu verwenden.
More and more people offered to help.
- Immer mehr Menschen boten ihre Hilfe an.
He read the article over and over again.
- Er las den Artikel immer wieder.
I like to eyeball my ingredients, mostly because I don't feel like washing my measuring cups over and over.
- Ich koche gern nach Gefühl, hauptsächlich, weil ich keine Lust darauf habe, meine Messbecher immer wieder zu spülen.