Futbol basit bir oyundur.22 Adam bir topun peşinden 90 dakika boyunca koşar ve sonunda hep Almanların kazandığı bir oyundur.
- Fußball ist ein einfaches Spiel. 22 Männer jagen 90 Minuten einem Ball nach und am Ende gewinnen immer die Deutschen.
Hep böyle bir saçmalık yaparsın.
- Immer machst du so einen Unsinn!
whenever.
O, o günlerde hep içki içiyordu.
- He was always drinking in those days.
Hepimiz onun hatalı olduğunu bilsek bile, Tom her zaman haklı olduğunu iddia eder.
- Tom always insists that he's right even when we all know that he's wrong.
Tom ve ben hep kavga ederiz.
- Tom and I fight all the time.
Ben bunu hep yaparım.
- I do it all the time.
Her zaman şarkı söylüyorsun.
- You're always singing.
Her zaman altıda kalkarım.
- I always get up at six.
Daima doğruyu söyledim.
- I've always told the truth.
Futbol basit bir oyundur. 22 kişi bir topun peşin koşar ve sonunda da daima Almanlar kazanır.
- Football is a simple game. 22 men chase a ball for 90 minutes, and at the end the Germans always win.
İnsanoğlu genellikle iyi olmak ister fakat her zaman çok iyi ve sakin değil.
- On the whole human beings want to be good, but not too good and not quite all the time.
O her zaman orada kaldı.
- He stayed there all the time.
Tom sürekli TV izler.
- Tom watches TV all the time.
Sürekli burnumu temizlemek zorundayım.
- I have to blow my nose all the time.
She'll love her husband forever.
- Sie wird ihren Mann für immer lieben.
I'll love you forever.
- Ich werde dich immer lieben.
More and more people offered to help.
- Immer mehr Menschen boten ihre Hilfe an.
More and more Russian soldiers lost hope.
- Immer mehr russische Soldaten verloren die Hoffnung.
He read the article over and over again.
- Er las den Artikel immer wieder.
I've warned you over and over again not to do it.
- Ich habe euch immer wieder gewarnt, es nicht zu tun.