Tom is tired of dealing with Mary.
- Tom Mary ile ilgilenmekten bıktı.
I'm tired of dealing with this mess.
- Bu karışıklıkla ilgilenmekten usandım.
None of the boys paid any attention to Mary.
- Erkeklerden hiç biri Mary ile ilgilenmedi.
I stopped paying attention to Tom.
- Tom'la ilgilenmekten vazgeçtim.
I don't need you to take care of me.
- Benimle ilgilenmene ihtiyacım yok.
Somebody must care for the patient.
- Birisi hastayla ilgilenmeli.
I stopped paying attention to Tom.
- Tom'la ilgilenmekten vazgeçtim.
Ahmet is not going to deal with this situation/problem - Ahmet bu durumla/sorunla ilgilenmeyecek.
I've dealt with this store for years.
- Yıllardır bu mağaza ile ilgilenmekteyim.
Tom didn't have enough experience in dealing with that kind of problem.
- Tom'un o tür bir sorunla ilgilenmek için yeterli deneyimi yoktu.
I've been hired to take care of the problem.
- Beni sorunla ilgilenmek için tuttular.
I have to take care of the neighbor kids.
- Komşu çocuklarıyla ilgilenmek zorundayım.
I have to take care of the neighbor kids.
- Komşu çocuklarıyla ilgilenmek zorundayım.
You're going to have to take care of this by yourself.
- Bununla tek başına ilgilenmek zorunda kalacaksın.
This is a dirty job, I don't want to deal with it.
- Bu pis bir iş, onunla ilgilenmek istemiyorum.
Tom can be difficult to deal with at times.
- Tom'la ilgilenmek ara sıra zor olabilir.
They are concerned with the project also.
- Onlar da proje ile ilgileniyorlar.
I am not concerned with this.
- Ben bununla ilgilenmiyorum.
The Recruit scandal is a corruption scandal concerning public officials and politicians who accepted as bribes undisclosed shares from the RecruitCoscom company. The shares had been rising steadily.
- Acemi asker skandalı kamu görevlilerini ve rüşvet olarak RecruitCoscom'dan gizli payları alan politikacıları ilgilendiren bir rüşvet skandalıdır. Hisseler sürekli yükseliyordu.
To tell the truth, this matter does not concern it at all.
- Gerçeği söylemek gerekirse, bu konu onu hiç ilgilendirmez.
He is very much interested in Japanese history.
- Japon tarihi ile çok fazla ilgilenmektedir.
He's interested in many things.
- O, birçok şeyle ilgilenmektedir.
This book is chiefly concerned with the effects of secondhand smoking.
- Bu kitap en çok pasif içiciliğin etkileriyle ilgilenmektedir.
He is very much interested in Japanese history.
- Japon tarihi ile çok fazla ilgilenmektedir.
Every one of us is more or less interested in art.
- Her birimiz az çok sanatla ilgilenmektedir.
The Recruit scandal is a corruption scandal concerning public officials and politicians who accepted as bribes undisclosed shares from the RecruitCoscom company. The shares had been rising steadily.
- Acemi asker skandalı kamu görevlilerini ve rüşvet olarak RecruitCoscom'dan gizli payları alan politikacıları ilgilendiren bir rüşvet skandalıdır. Hisseler sürekli yükseliyordu.
A lot of folks find cars interesting, but I'm not interested in them at all.
- Bir sürü insan arabaları ilginç buluyor fakat ben onların hiç biriyle ilgilenmiyorum.
He goes in for whatever he finds interesting at the moment.
- O, şu anda ilginç bulduğu her şeyle ilgilenir.
I want to get involved with business strategy.
- Ben iş stratejisi ile ilgilenmek istiyorum.