her zamanki

listen to the pronunciation of her zamanki
Турецкий язык - Английский Язык
ordinary, habitual, accustomed, usual
late

She came late as usual. - O, her zamanki gibi geç geldi.

They're late, as usual. - Onlar her zamanki gibi geç kaldılar.

routine

We expected the routine, but we got the extraordinary. - Her zamanki gibi olacağını umuyorduk, ama sıra dışı bir durumla karşılaştık.

habitual

Grandfather sat in his habitual place near the fire. - Büyükbaba ateşin yanındaki her zamanki yerine oturdu.

stock
ordinary
accustomed
usual

She came late as usual. - O, her zamanki gibi geç geldi.

He came late as usual. - O, her zamanki gibi geç geldi.

regular

Fill her up with regular. I'll be paying in cash. - Her zamanki gibi onu fulle. Nakit ödeyeceğim.

wonted
her zaman
always

Mother always gets up early in the morning. - Anne her zaman sabahları erken kalkar.

I always get up at six. - Her zaman altıda kalkarım.

her zamanki gibi
as usual, as ever as
her zaman
ever

For all his genius, he is as unknown as ever. - Bütün dehasına rağmen, o her zaman olduğu kadar bilinmiyor.

Every time cigarettes go up in price, many people try to give up smoking. - Her zaman sigara fiyatları yükseliyor, çok sayıda insan sigara içmeyi bırakmaya çalışıyor.

herzamanki
regular
herzamanki
{s} usual
her zaman
any time

You can call me any time. - Beni her zaman arayabilirsin.

You can call me at any time. - Beni her zaman arayabilirsin.

her zaman
for ever

Tom always blames me for everything. - Tom her zaman beni her şey için suçluyor.

Tom always blames Mary for everything. - Tom her zaman Mary'yi her şey için suçluyor.

her zaman
everytime
her zaman
all the time

Bill is honest all the time. - Bill her zaman dürüsttür.

He was silent all the time. - O, her zaman sessizdi.

her zaman
routinely
her zaman
year

My five year old daughter always goes to kindergarten happy and full of energy. - Beş yaşındaki kızım kreşe her zaman mutlu ve enerji dolu gider.

Japan has produced more cars than ever this year. - Japonya bu yıl her zamankinden daha çok araba üretti.

her zaman
all times
her zaman
all the while

He kept smoking all the while. - O her zaman sigara içmeye devam etti.

She did nothing but cry all the while. - O her zaman ağlamaktan başka hiçbir şey yapmadı.

her zaman
invariably
her zamanki gibi
as usual

They're late, as usual. - Onlar her zamanki gibi geç kaldılar.

As usual, Mike was late for the meeting this afternoon. - Her zamanki gibi, Mike, bu öğleden sonra toplantı için geç kalmıştı.

her zaman
in season and out of season
her zaman
forever

He who asks is a fool for five minutes, but he who does not ask remains a fool forever. - Soran beş dakika bir aptaldır fakat sormayan her zaman bir aptal kalır.

I am forever in trouble. - Benim her zaman başım belada.

her zaman
at any time

An accident may happen at any time. - Bir kaza her zaman olabilir.

An earthquake can happen at any time. - Bir deprem her zaman olabilir.

her zaman
(deyim) for ever and a day
her zaman
every time

This works every time. - Bu her zaman işe yarar.

Every time cigarettes go up in price, many people try to give up smoking. - Her zaman sigara fiyatları yükseliyor, çok sayıda insan sigara içmeyi bırakmaya çalışıyor.

her zaman
e'er
her zaman
evermore
her zaman
night and day
her zaman
all along

It was you all along, wasn't it? - O her zaman sendin, değil mi?

her zamanki gibi
ordinarily
her zaman
any old time
her zaman
always, for ever, forever, evermore
her zaman
not always
her zaman
each time
her zamanki gibi
as always

As always, Keiko showed us a pleasant smile. - Keiko bize her zamanki gibi hoş bir gülümseme gösterdi.

You are in my heart today as always. - Bugün her zamanki gibi kalbimdesin.

her zamanki gibi
usual

He came late as usual. - O, her zamanki gibi geç geldi.

She came late as usual. - O, her zamanki gibi geç geldi.

her zaman
anytime

If there's anything at all that you don't understand, you can ask me anytime. - Anlamadığın herhangi bir şey olursa, bana her zaman sorabilirsin.

You're welcome back anytime. - Her zaman tekrar gelebilirsin.

her zaman
at all times

Pay attention to your surroundings at all times. - Her zaman çevrenize dikkat edin.

Keep clear at all times. - Her zaman açık tutun.

herzamanki
wonted
Турецкий язык - Турецкий язык
(Osmanlı Dönemi) ÂDÎ
Her zaman
daima
Her zaman
(Osmanlı Dönemi) YEKSAN
Her zaman
her dem
her zaman
Ara vermeden, sürekli, daima, sık sık
Английский Язык - Турецкий язык

Определение her zamanki в Английский Язык Турецкий язык словарь

her zamanki halim
my usual self
(bu benim) her zamanki halim
my usual self
her zamanki
Избранное