I went to the hospital to have my eyes tested.
- Gözlerimi kontrol ettirmek için hastaneye gittim.
I saw it with my own eyes.
- Onu kendi gözlerimle gördüm.
One day your life will flash before your eyes. Make sure it's worth watching.
- Bir gün hayatın gözlerinin önünde hızla akıp gidecektir. Emin ol, izlemeye değer.
She was watching the film with her eyes red in tears.
- O gözyaşları içindeki kırmızı gözleri ile filmi izliyordu.
Much can be learned by observing how a child interacts at play with other children.
- Çoğu şey bir çocuğun diğer çocuklarla oyun oynarken nasıl etkileşim kurduğu gözlemlenerek öğrenilebilir.
I'm observing wild birds.
- Ben yabani kuşları gözlemliyorum.
This song is so moving that it brings tears to my eyes.
- Bu şarkı o kadar acıklı ki gözlerimi yaşarttı.
Mother looked at me with tears in her eyes.
- Annem gözlerinde yaşlarla bana baktı.
The boy observed the birds all day.
- Çocuk bütün gün kuşları gözlemledi.
I observed that his hands were unsteady.
- Ellerinin titrek olduğunu gözlemledim.
The woman observes and the man thinks.
- Kadın gözlemler ve erkek düşünür.
Tom likes to observe the people walking by.
- Tom yürüyen insanları gözlemlemeyi sever.