Tom began to wonder how Mary always seemed to know where he'd been.
- Tom Mary'nin onun nerede olduğunu nasıl her zaman biliyor gibi göründüğünü merak etmeye başladı.
I got together with her mainly because we seemed to share the same feelings about things.
- Daha çok şeyler hakkında aynı hisleri paylaşıyor gibi göründüğümüzden onunla anlaşmaya vardım.
A girl appeared before me.
- Benim önümde bir kız göründü.
He appeared in many movies.
- O, pek çok filmde göründü.
I find her appearance attractive.
- Onun görünümünü çekici bulurum.
She failed to appear.
- Görünen o ki kız başarısız oldu.
It seems to me that you are wrong.
- Bana öyle görünüyor ki sen hatalısın.
Your plan seems better than mine.
- Senin planın benimkinden daha iyi görünüyor.
Seemingly impossible things sometimes happen.
- Görünüşte imkansız şeyler bazen olur.
The world is a place of seemingly infinite complexity.
- Dünya görünüşte sonsuz karmaşanın olduğu bir yer.
Writers such as novelists and poets don't seem to benefit much from the advance of science.
- Romancılar ve şairler gibi yazarlar bilimin avantajından çok fazla yararlanıyor gibi görünmüyorlar.
He does not seem to be very tired.
- O, çok yorgun görünmüyor.