Care has made her look ten years older.
- Bakım onun görünüşünü on yaş büyük yaptı.
Are you happy with how you look?
- Görünüşünden memnun musun?
His appearance and behavior made me ashamed of him.
- Onun görünüşü ve davranışı beni ondan utandırdı.
She cares a lot about her personal appearance.
- O kişisel görünüşünü çok umursar.
She stood astonished at the sight.
- Görünüşte şaşırmış gibi duruyordu.
The sight of fresh lobster gave me an appetite.
- Taze ıstakozun görünüşü iştahımı açtı.
On the face of it, nothing could be more reasonable.
- Dış görünüşe bakılırsa, hiçbir şey daha makul olamazdı.
You can save face with a happy smile.
- Mutlu bir gülümsemeyle görünüşü kurtarabilirsiniz.
The Japanese are often criticized for being inward looking and insufficiently international in their outlook.
- Japonya görünüşte içe dönük ve yetersiz uluslararası yapıya sahip olduğundan dolayı sık sık eleştirilmektedir.
He seems like a softy on the surface, but at the core he's got an iron will that makes him an extremely tough negotiator.
- Dış görünüşte bir sümsük gibi görünüyor. Fakat özünde onu zorlu bir delege yapan sağlam bir iradesi var.
This problem seems to be easy on the surface, but it's really difficult.
- Bu sorun görünüşte kolay gibi görünüyor ama o gerçekten zor.
Tom cares a lot about the way he looks.
- Tom görünüş biçimini çok önemsiyor.
She is sensitive about her looks.
- Görünüşü hakkında duyarlıdır.
No matter how we try, it is impossible to distinguish good people from bad people by outward appearances.
- Ne yaparsak yapalım, iyi insanları kötü insanlardan dış görünüşlerine bakarak ayırmak imkansızdır.
Don't judge a person by his appearance.
- İnsanları dış görünüşüyle yargılamayın.
The girl appeared sick.
- Kız hasta görünüyordu.
I find her appearance attractive.
- Onun görünümünü çekici bulurum.
It seems interesting to me.
- O bana ilginç görünüyor.
It seems to me that you are wrong.
- Bana öyle görünüyor ki sen hatalısın.
The world is a place of seemingly infinite complexity.
- Dünya görünüşte sonsuz karmaşanın olduğu bir yer.
Seemingly impossible things sometimes happen.
- Görünüşte imkansız şeyler bazen olur.
Tom and Mary seem to be in some kind of trouble.
- Tom ve Mary'nin bir çeşit sorunları var gibi görünüyor.
You seem to be a little under the weather.
- Biraz keyifsiz gibi görünüyorsun.
He seems like a softy on the surface, but at the core he's got an iron will that makes him an extremely tough negotiator.
- Dış görünüşte bir sümsük gibi görünüyor. Fakat özünde onu zorlu bir delege yapan sağlam bir iradesi var.