Bu gemi okyanus yolculuğu için uygun değil.
- This ship is not fit for an ocean voyage.
Bu oda uyumak için uygun değil.
- This room is not suitable for sleeping.
Jim kızgın çünkü sinema randevusu gerçekleşmedi ve yağmurda onu bekleyerek bir saat geçirdi.
- Jim's angry because his date for the movie stood him up and he wasted an hour waiting for her in the rain.
Mutlu olmaya karar verdim çünkü sağlığım için iyi.
- I decided to be happy because it's good for my health.
Güneş batarken, hepimiz eve doğru hareket ettik.
- The sun having set, we all started for home.
Biz, onun bu iş için doğru adam olduğunu keşfettik.
- We've found him to be the right man for the job.
Lütfen geç geldiğimden dolayı beni affet.
- Please pardon me for coming late.
Japonya'nın dış yardımları yurttaki ekonomik yavaşlamadan dolayı kısmen azalıyor.
- Japan's foreign aid is decreasing in part because of an economic slowdown at home.
Bu giysinin içinde tıpkı bir sporcu gibi görünüyorum fakat gerçek şu ki hiç spor yapmam.
- I look for all the world like an athlete in this outfit, but the truth is I don't do any sports at all.
İki saat süresince karın içinde otobüsü bekledim.
- I waited for the bus in the snow as long as two hours.
Bu yer yüzmek için elverişli.
- The place is convenient for swimming.
Biz yoğun trafikten kaçınmak amacıyla, Noel için evde kaldık.
- We stayed home for Christmas, so as to avoid heavy traffic.
O, resim eğitimi amacıyla Paris'e gitmeye karar verdi.
- He decided to go to Paris for the purpose of studying painting.
Senin için onun yoluna gireceğini umuyorum, Tom.
- I hope it works out for you, Tom.
Onlar uzun süredir burada yaşıyor.
- They have lived here for a long time.
Eğer bir süre evden uzak olursam, posta servisini bırakacağım.
- If I'm away from home for a period of time, I will stop mail delivery.
Birlik, düşmanın saldırılarına karşı cesurca direndi.
- The force held out bravely against their enemy's attacks.
Birkaç giriş için, direk telefon numaraları vardır.
- For several entries, there are direct phone numbers.
Biz hepimiz dünyada barış için özlem duyuyoruz.
- We are all longing for peace in the world.
Tüm dünyada insanlar barış için endişeli.
- People all over the world are anxious for peace.
Ek olarak yaşlılar birbirleriyle sosyalleşebilsin ve Amerikan hayatının aktif üyeleri olarak kalabilsinler diye birçok topluluk kurulmuştur.
- In addition many groups have been formed so that the elderly can socialize with one another and remain active participants in American life.
İzlandaca bir cümlenin İngilizce bir çevirisi varsa ve İngilizce cümlenin Svahilice bir çevirisi varsa, daha sonra bu, dolaylı olarak İzlandaca cümle için Svahilice bir çeviri sağlayacaktır.
- If an Icelandic sentence has a translation in English, and the English sentence has a translation in Swahili, then indirectly, this will provide a Swahili translation for the Icelandic sentence.
Kilo alacağı korkusuyla diyet yapıyor.
- She is on a diet for fear that she will put on weight.
Nasıl göründüğünü unutmayayım diye lütfen bana bir fotoğrafını ver.
- Please give me your picture lest I forget how you look.
Tom Mary ile çalışmaya başladığından beri üç yıl oldu.
- It's been three years since Tom started working for Mary.
Tom'un alnında Mary onu son gördüğünden beri yeni bir yara vardı.
- Tom had a new scar on his forehead since the last time Mary had seen him.
Sevmek ve sevilmek, bunlar mutluluğun büyük biçimleridir.
- To love and to be loved, these are the biggest forms of happiness.
Tom uzun süredir Mary'yi sevmektedir.
- Tom has loved Mary for a long time.
Onun nezaketinin karşılığında ona bir hediye verdim.
- I gave her a present in return for her kindness.
Onun yardımı karşılığında ona bir içki ısmarladım.
- I bought him a drink in return for his help.
Yer yokluğu yüzünden bu sorunu atlamak zorunda kaldım.
- I had to leave out this problem for lack of space.
Onu, hataları yüzünden daha az sevmiyorum.
- I do not love him the less for his faults.
O, cinayet nedeniyle hapse gönderildi.
- He was sent to jail for murder.
Aramızda kalsın, o rüşvet nedeniyle görevden alındı .
- Between ourselves, he was dismissed for bribery.
Kitabı masaya geri koysan iyi olur, zira sahibi oraya geri dönecek.
- You had better put the book back on the desk, for the owner will come back there.
Beni affedin, zira ben günah işledim.
- Forgive me, for I have sinned.
Derin ve saygılı huşuyla şamdanı önceki yerine koydum.
- With deep and reverent awe I replaced the candelabrum in its former position.
Bana gelince, uluslar arası klas bir insan olmaya çabalamak yerine, açık fikirli bir dünya insanı olmak istiyorum.
- As for me, instead of trying to be a cool, international man, I would like to be an open-minded earth person.
Sigarayı bırakmak kolay değildir, fakat sağlığının uğruna bırakmalısın.
- To give up smoking is not easy, but you should for the sake of your health.
Kadın onu başka bir erkek uğruna terk etti.
- She left him for another man.
Mağdur kimselerin yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını karşılamalıyız.
- We must provide food and clothes for the victims.
Beni istasyonda karşılamayı unutma.
- Do not forget to meet me at the station.
Bu gemi okyanus yolculuğu için uygun değil.
- This ship is not fit for an ocean voyage.
Onun görev için uygunluğundan hiç kimsenin kuşkusu yok.
- No one doubts her fitness for the post.
Babasının adına toplantıya katıldı.
- He attended the meeting for his father.
Pele, birçok önemli maçta Brezilyalı takımlar adına oynadı.
- Pele played for the Brazilian teams in many important matches.
Bütün servetine rağmen hâlâ mutsuzdu.
- For all his wealth, he was still unhappy.
Çin halkının yaşamı şimdi gittikçe iyileşmesine rağmen, gelişme için hâlâ bir neden vardır.
- Although the life of Chinese people is getting better and better now, there is still room for improvement.
Hava tahminlerine göre yarın kar yağacak.
- According to the weather forecast, it will snow tomorrow.
Onun görev için uygunluğundan hiç kimsenin kuşkusu yok.
- No one doubts her fitness for the post.
Dikkatsizliği sebebiyle kendinden utanıyordu.
- She was ashamed of herself for her carelessness.
Sonuçta, o şiddet suçu sebebiyle beş yıl hapis yatmıştı.
- Eventually, he was sentenced to five years in prison for the violent crime.
Örneğin benim yerimde olsaydın ne yapardın?
- For instance, what would you have done if you were in my place?
Büyük şehirlerde, örneğin Londra'da, ağır dumanlı sis var.
- In large cities, in London for instance, there is heavy smog.
O şimdilik yeterli olacaktır.
- That will be enough for now.
Şimdilik yapabileceğimin hepsi bu.
- This is all I can do for now.
Teyzemin aylık 550 dolara kiralık bir dairesi var.
- My aunt has an apartment for rent for 550 dollars a month.
Hiç kiralık odam yok.
- I don't have any rooms for rent.
Elbette orada olacağım.
- I'll be there for sure.
Onu elbette bilmiyoruz.
- We don't know that for sure.
Hayvanları seviyorum, mesela kediler ver köpekleri.
- I like animals, for example, cats and dogs.
Mesela, İngilizceyi seviyor musun?
- For example, do you like English?
Mesela, bu bir kalem.
- For example, this is a pen.
Mesela, İngilizceyi seviyor musun?
- For example, do you like English?
Bu nedenle, seninle gidemem.
- For this reason, I cannot go with you.
Bu nedenle seninle aynı düşüncede değilim.
- For this reason I cannot agree with you.
Japonya güzel şehirlerle doludur. Kyoto ve Nara, örneğin.
- Japan is full of beautiful cities. Kyoto and Nara, for example.
Modern Yunanca'da harfleri birleştirerek sesler oluşturabilirsiniz. Örneğin b sesi için μπ'yi, d sesi için ντ'yi, g sesi için γκ'yi ve c sesi için ise τζ'yi kullanabilirsiniz.
- You can make sounds by combining letters in Modern Greek. For example you can use μπ to make the sound b, ντ to make the sound d, γκ to make the sound g and τζ to make the sound dj.
O bu yüzden okulu bıraktı.
- It is for this reason that he left school.
Sporu rekabet için değil zevk için yapıyorum.
- I like to play sport for fun not for competition.
Sadece zevk için okula gelmeyin.
- Don't come to school just for fun.
O, bir süre burada kaldı.
- He stayed here for a while.
O, bir süre orada durdu.
- He stood there for a while.
Tom her zaman Mary'yi her şey için suçluyor.
- Tom always blames Mary for everything.
Tom her zaman beni her şey için suçluyor.
- Tom always blames me for everything.
Bir Fransız, mesela, bir Rus şakasına gülmekte zorlanır.
- A Frenchman, for instance, might find it hard to laugh at a Russian joke.
Biz uzun zamandır konuşmadık.
- We haven't had a talk for ages.
Uzun zamandır hiç yağmur yağmadı; Aslında, nisan ayının başından beri yağmadı.
- We've had no rain for ages; in fact, not since the beginning of April.
Bütün servetine rağmen hâlâ mutsuzdu.
- For all his wealth, he was still unhappy.
Sam, yaptığı tüm hatalarına rağmen hâlâ çok sevimli bir kişidir.
- For all his faults, Sam is still a very likable person.
Sami'nin hayatı sonsuza dek değişti.
- Sami's life was for ever changed.
Sami'nin yaşamı sonsuza dek değişti.
- Sami's life was changed for ever.
Bu ikinci el araç satılıktır.
- This used car is for sale.
Bu kitap satılık değil.
- This book is not for sale.
Keşke bunu kati olarak söyleyebilsem.
- I wish I could say for sure.
Şimdilik sakinleşiyor.
- She is being quiet for the moment.
Burada şimdilik güvendeyiz.
- We're safe here for the moment.
Bu paketleri kısa bir süreliğine bırakmak istiyorum.
- I want to leave these packages for a while.
Bir süredir seni görmedim.
- I haven't seen you for a while.
Bir süredir bunu düşünüyorum.
- I've been thinking about this for a while.
O, herkes için eşitliğin lehindeydi.
- He was in favor of equality for all.
Kanun herkes için aynıdır.
- The law is equal for all.
Sana sonsuza kadar kalbimi vermek istiyorum.
- I want to give you my heart for ever.
Leyla ve Sami sonsuza kadar birlikte olmak için ne gerekiyorsa yapacaklardı.
- Layla and Sami were going to do whatever it took to be together for ever.
Bazı Almanca kelimelerin telaffuz edilmesi İngilizce konuşan biri için son derece zordur. Örnek olarak: Streichholzschächtelchen.
- Some German words are extremely difficult for an English speaker to pronounce, for example Streichholzschächtelchen.
Japonya'dan temelli olarak ayrılmıyorsun, değil mi?
- You aren't leaving Japan for good, are you?
Mağaza tasfiye edildi. O temelli olarak kapalı.
- The store has been liquidated. It's closed for good.
Dükkân sürekli olarak kapandı.
- The store closed down for good.
O, sürekli olarak ülkeyi terk edeceğini söylüyor.
- He says he is leaving the country for good.
O sonsuza dek Japonya'ya terk etti.
- He left Japan for good.
O, sonsuza kadar elveda dedi.
- He said good-bye for good.
Bu şu an için işe yarar.
- This will do for now.
Bir kereliğine Tom'a katılıyorum.
- For once, I agree with Tom.
Ben özellikle bu tür resimleri sevmiyorum.
- I, for one, don't like pictures like this.
Evvela hiç param yok ve ikinci olarak hiç boş vaktim yok.
- For one thing, I've no money, and for another, I've no leisure.
Öncelikle, beş parasızım, ayrıca, zamanım yok.
- For one thing, I'm penniless; for another, I don't have the time.
Öncelikle o tembeldir, diğer taraftan içki içer.
- For one thing he is lazy, for another he drinks.
Uzun süredir bunu bekliyorum.
- I've been waiting for this for so long.
Bir müddet yürüyerek göle geldik.
- Having walked for some time, we came to the lake.
Tom Mary'nin kaç kez Boston'da bulunduğunu kesin olarak söyleyemez.
- Tom can't say for sure how many times Mary has been to Boston.
Hava bu gece kesinlikle iyi olacak.
- The weather will be good tonight for sure.
Bunun için onu ne kadar övsek azdır.
- We cannot praise him highly enough for this.
Bunun için iyi bir neden vardı.
- There was a good reason for this.
Her şeyden önce, konukseverliğin için sana teşekkür etmek istiyorum.
- First of all, I would like to thank you for your hospitality.
Senin hataların bile sana olan saygımı azaltmaz ve arkadaşlıkta önemli olan budur.
- Even your faults do not lessen my respect for you, and in friendship this is what counts.
İyiliğiniz için size minnettarım.
- I am grateful to you for your kindness.
Yardımınız için size çok minnettarım.
- I'm very grateful to you for your help.
Patates cipsi senin için iyi değildir.
- Potato chips are not good for you.
İşte senin için bir mektup.
- Here is a letter for you.
Sana bunu bedava veriyorum.
- I'm giving it to you for free.
Sana bunu bedava vereceğim.
- I'll give it to you for free.
Jane temelli olarak Fransa'ya gitti.
- Jane has gone to France for good.
Mağaza temelli olarak kapalı. O tasfiye oldu.
- The store is closed for good. It's been liquidated.
Bir Fransız, mesela, bir Rus şakasına gülmekte zorlanır.
- A Frenchman, for instance, might find it hard to laugh at a Russian joke.
Oyun tasarımının en önemli bölümlerinden biri de kısaca grafik kullanıcı arayüzü veya GUI'dir.
- One of the most important parts of game design is the graphical user interface, or GUI for short.
Margaret'e kısaca Meg denir.
- Margaret is called Meg for short.
Ben bir süre için izin istedim.
- I asked for some time off.
Peter bir süre için yeni bir daire bulmak için çalışıyor.
- Peter has been trying to find a new apartment for some time.
Meseleyi şimdilik olduğu gibi bırakalım.
- Let's leave the matter as it is for the present.
Kanun herkes için aynıdır.
- The law is equal for all.
O tartışma bir zamanlar karara bağlandı ve herkes için.
- That dispute has been settled once and for all.
Buralarda eğlence için ne yaparsın?
- What do you do for fun around here?
Tom onu sadece eğlence için yaptı.
- Tom did it just for fun.
Her kim geç kalkarsa, onun için, yeterli ekmek olmayabilir.
- One who wakes up late, for him, there may not be enough bread.
Bu akşam onun için bir veda partisi düzenliyoruz.
- We are giving a farewell party for him tonight.
Bu benim için çok zordu.
- This is too difficult for me.
Bu benim için çok zordu.
- This is very difficult for me.
Bir kerelik hatalı olduğunuzu umalım.
- Let's hope you're wrong for once.
Bir kereliğine Tom'a katılıyorum.
- For once, I agree with Tom.
Bir süre için gitmiş olabilirim.
- I might be gone for a while.
Tom ve Mary bir süre için birbirlerini göremeyecekler.
- Tom and Mary probably won't see each other for a while.
Hepiniz için önemli bir görevim var.
- I have an important mission for all of you.
Tom bütün bilgimize göre ölü olabilir.
- Tom might be dead for all we know.
Sözde psişik güçlerine karşın kendi ölümünü tahmin edemedi.
- For all his supposed psychic powers, he could not predict his own death.
Bütün servetine karşın, o çok mutlu değildir.
- For all his wealth, he is not very happy.
Geri dönmemek üzere buradan ayrılacak.
- He will leave here for good.
Onlar geri dönmemek üzere Amerika Birleşik Devletlerinde yaşamaya karar verdi.
- She has decided to live in the United States for good.
O sonsuza dek Japonya'ya terk etti.
- He left Japan for good.
Güvercinler ömür boyu aynı eşle kalırlar.
- Pigeons stay with the same partner for life.
O ömür boyu hapis yattı.
- He was in prison for life.
Bazı şirketler işçilerine yaşam boyu bir iş garanti ediyor.
- Some companies guarantee their workers a job for life.
Neden bir kez olsun bana karşı kibar olamıyorsun?
- Why can't you be nice to me for once?
Neden bir kez olsun kibar olamıyorsun?
- Why can't you be nice for once?
Bir katır kadar inatçısın! Bu sefer onun haklı olduğunu kabul et.
- You are as stubborn as a mule! For once, accept that she is right.
Bir kerelik hatalı olduğunuzu umalım.
- Let's hope you're wrong for once.
What did he ask you for?.
UK He looks better for having lost weight.
Because of these trees, he can't see the forest.
- He can't see the forest for the trees.
My nephew was excused because of his youth.
- Because my nephew was still young, he was forgiven.
All I want is for you to be happy. (=All I want is that you be happy.).
He was headed for the door when he remembered.
I will stand in for him.
He lost his job, for he got into trouble.
She won't leave the room, because she doesn't want to catch another cold.
- She doesn't dare leave the room for fear she should catch cold.
He was nervous because he was leaving for the United States the next morning.
- He was nervous because he was leaving for America the next morning.
I'm looking for my friend.
Mr. Joseph Blenkinshaw was perhaps not worth quite so much as was reported; but for all that he was a very wealthy man.
For all his protests, he was forced to have a bath.
Many types of cheese exist, for example Gouda and Cheddar.
When they fixed that one bug, we got this new software feature for free.
We got all our food for free, it was included in the contract.
A bad haircut is no fun, but at least you're not stuck with it for good, only until it grows out.
That's enough for now, we can continue our conversation tomorrow.
For once in her life she was surprised out of her reserve; she caught her girl in her arms and crushed her and her flowers against her heart, kissing the bright hair and sweet face warmly.
I don't like this carpet - for one, it doesn't suit our lounge room at all and it's also much too expensive.
I know you may not agree but I, for one, think we should get rid of this unfair piece of legislation.
Is this ladder for sale? - No, it is used to reach the products on the upper shelves.
This is Ricardo, or Ricki for short.
Did you enjoy the concert? -- For sure.
Now, just for the record, you have served time for drug dealing, haven't you?.