fazlalaşma

listen to the pronunciation of fazlalaşma
Турецкий язык - Английский Язык

Определение fazlalaşma в Турецкий язык Английский Язык словарь

fazla
much

Too much drinking will make you sick. - Çok fazla içmek seni hasta edecek.

You must not eat too much ice-cream and spaghetti. - Çok fazla dondurma ve spagetti yememelisin.

fazla
surplus

I bought a backpack at the army surplus store. - Ordu fazlası mağazasında bir sırt çantası aldım.

We have a surplus of food. - Bizim yiyecek fazlalığımız var.

fazla
over

This movement from rural to urban areas has been going on for over two hundred years. - Kırsaldan şehir bölgelerine yapılan bu taşınma iki yüzyıldan daha fazla bir süredir devam etmektedir.

It is not rare at all to live over ninety years. - Doksan yıldan fazla yaşamak hiç ender değildir.

fazla
too, heartily; too much, too many; spare, extra; excessive 5.superfluous; surplus
fazla
big

You have to risk big in order to win big. - Fazla kazanmak için fazla risk almak zorundasın.

This means that if you try to protect yourself too much, you will only make bigger mistakes. - Bu, kendini daha fazla korumaya çalışırsan, sadece daha büyük hatalar yapacaksın anlamına gelir.

fazla
{s} excessive

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

The government's expenditures are a bit excessive. - Hükümetin harcamaları biraz fazladır.

fazla
too

I have too much homework today. - Bugün, çok fazla ödevim var.

There were too many people at the concert. - Konserde çok fazla kişi vardı.

fazla
{s} superfluous
fazla
to spare

We have more than enough time to spare. - Harcamak için gereğinden fazla zamanımız var.

fazla
far

Tom has far more experience than Mary. - Tom'un Mary'den daha fazla deneyimi var.

You're carrying this too far. - Konuyu fazla abartıyorsun.

fazla
ex
fazla
playtime
fazla
redundant

Soldiers currently in theatre will not be made redundant. - Şu an tiyatrodaki askerler ihtiyaç fazlası yapılmayacaklar.

fazla
(Havacılık) safety valve
fazla
oversupplied
fazla
considerable
fazlalaşmak
increase
fazla
spare

Why do you spend most of your spare time with Tatoeba? - Tatoeba ile benimle harcadığından daha fazla zaman harcamayı tercih edersin.

We have more than enough time to spare. - Harcamak için gereğinden fazla zamanımız var.

fazla
above

I love this book above all. - Bu kitabı her şeyden fazla seviyorum.

Don't go above five rubles. - Beş rubleden fazla ödeme yapmayınız.

fazla
strongly
fazla
extra

We stayed an extra two weeks in Paris; and we spent it seeing the sights. - Biz Paris'te fazladan iki hafta daha kaldık; ve bunu turistik yerleri gezerek geçirdik.

Will there be an extra charge for that? - Onun için fazladan bir masraf olacak mı?

fazla
heartily
fazla
over-
fazla
no end of
fazla
de trop
fazla
extravagant
fazla
not more than
fazla
to more than
fazla
what is left over, the remainder
fazla
supernumerary
fazla
excess

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

Don't drink to excess. - İçkiyi fazla kaçırma.

fazla
extra, left over
fazla
unneedful
fazla
in excess of
fazla
plus
fazla
thick
fazla
out

The price turned out to be lower than I thought. - Fiyat düşündüğümden daha da fazla düştü.

I used to hang out with Tom a lot, but these days he's not around much. - Eskiden Tom'la çok takılırdım, fakat o bu günlerde çok fazla buralarda değil.

fazla
more (than)
fazla
too; too much; too many
fazla
rising of
fazla
super

The Philippines experienced more than twenty super typhoons that year. - Filipinler o yıl yirmiden fazla süper tayfun yaşadı.

fazla
ultra
fazla
detrop
fazla
plenty

There were plenty of guests in the hall. - Salonda çok fazla misafir vardı.

There are plenty more of those. - Bunlardan çok daha fazlası vardır.

fazla
beyond

The patient was quite beyond help, so that the doctors could do no more. - Hasta yardım almanın ötesindeydi, onun için doktorlar daha fazlasını yapamadı.

fazla
expletive
fazla
excrescence
fazlalaşmak
to increase
Турецкий язык - Турецкий язык
Fazlalaşmak işi, ziyadeleşme
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) Çok ziyâde, artık, artan
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) (C: Fazalât) Kazurat, pislik
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) İleri. *Gereksiz, lüzumsuz
Fazla
(Osmanlı Dönemi) BİRUN
Fazla
(Osmanlı Dönemi) MAHŞÜV
Fazlalaşmak
ziyadeleşmek
Fazlalaşmak
(Osmanlı Dönemi) TEREFFU'
fazla
Artmış olan
fazla
Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı (olan), ziyade
fazla
Fazla olarak hastaydı."- R. N. Güntekin
fazla
Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı olan, ziyade: "Yaşamak için çok zorluk çekiyordu
fazla
Daha çok, aşkın: "Biz ancak Cumhuriyet devrinde elli yıldan fazla bir barış devri geçirmişiz."- B. Felek
fazla
Daha çok, aşkın
fazla
Gereksiz, yersiz
fazlalaşmak
Çoğalmak, sayısı artmak, ziyadeleşmek: "Dışarıda sulu kara benzeyen bir yağmur, geceden beri fazlalaşan keskin bir rüzgâr vardı."- P. Safa
fazlalaşmak
Çoğalmak, sayısı artmak, ziyadeleşmek
fazlalaşma
Избранное