Tam sınıfa girmiştim ki, öğrenciler bana sorular sormaya başladılar.
- As soon as I entered the class, the students began asking me questions.
O, bu odaya girmiş olmalı.
- He must have entered this room.
O, sen ayrıldıktan sonra odaya girdi.
- He entered the room after you left.
Ben yanlışlıkla başka birinin odasına girdim.
- I entered someone else's room by mistake.
Japonya'da öğrencilerin üniversitelere girmek için zor sınavlara girmeleri gerektiği tüm dünyada bilinmektedir.
- It is known all over the world that, in Japan, students have to take difficult entrance examinations to enter universities.
Tam odaya girmek üzereydik.
- We were just about to enter the room.
Ev numaranı, mahalleni, posta kodunu ve sokağını ayrı ayrı yazmak zorundasın.
- You have to enter your house number, suburb, post code and street seperately.
Onun odaya girişini gördüm.
- We saw her enter the room.
Buraya girişiniz yasaklandı.
- You are banned from entering this place.
Yüz elli kişi maraton yarışına girdi.
- One hundred and fifty people entered the marathon race.
İngiliz, Belçikalı ve Hollandalı bir meyhaneye girer ve tezgahta otururlar. Barmen söyler, Bir dakika bekleyin, bu bir şaka mı ne?
- An Englishman, a Belgian and a Dutchman enter a pub and sit down at the counter. Says the barkeeper, Wait a minute, is this a joke or what?
... has three components. It's basically a deal that was entered into by all the signatories ...