The ems and ens at the beginnings and ends.
The mall is en route to grandpa’s house.
The shipment is en route to the buyer.
Those were his very last words - Bunlar onun en son sözleriydi.
Tom washes clothes at least once a week.
- Tom en azından haftada bir kez çamaşırları yıkar.
At least being sick gives you the perfect excuse to stay home and watch movies.
- Hasta olma sana en azından evde kalmak ve film izlemek için mükemmel bir bahane verir.
We must sleep at least seven hours a day.
- Günde en az yedi saat uyumak zorundayız.
It will take her at least two years to be qualified for that post.
- Onun bu görev için nitelikli olması en az iki yılını alacak.
The motto of Twitter is The best way to discover what's new in your world.
- Twitter'ın sloganı Dünyanızda nelerin yeni olduğunu keşfetmenin en iyi yolu.'dur.
In my opinion, German is the best language in the world.
- Bana göre Almanca dünyadaki en iyi dildir.
Mumbai is the most populous city in India and the second most populous city in the world.
- Bombay, Hindistan'ın en çok nüfusa sahip şehridir ve dünyadaki ikinci en çok nüfusa sahip şehirdir.
It isn't a surprise that English is the world's most spoken language.
- Hiç şüphe yok ki İngilizce dünyada en çok konuşulan dildir.
Tom and Mary were finally alone.
- Tom ve Mary en sonunda yalnız kalmışlardı.
Tom finally talked Mary into buying a new computer.
- Tom en sonunda Mary'yi yeni bir bilgisayar alması için ikna etti.
His latest novel is well worth reading.
- Onun en son romanı okumaya değer.
I just bought the latest version of this MP3 player.
- Ben az önce bu MP3 çaların en son sürümünü satın aldım.
We must sleep at least seven hours a day.
- Günde en az yedi saat uyumak zorundayız.
Brush your teeth twice a day at least.
- Dişlerini günde en az iki kez fırçala.
I'll do my best on the test.
- Sınavda elimden gelenin en iyisini yapacağım.
Our restaurant is the best.
- Bizim restoran en iyisidir.
At last, he realized his error.
- En sonunda hatasını anladı.
The activists were last seen in a remote, forested corner of Brazil.
- Eylemciler en son Brezilya'nın uzak, ormanlık bir köşesinde görüldüler.
The coral reef is the region's prime attraction.
- Mercan kayalığı, bölgenin en önemli cazibesidir.
Thanks for your soonest answer!
- En erken cevabınız için teşekkürler!
The cheapest is the best.
- En ucuzu en iyisidir.
Many of our clothes are made in Bangladesh because it's the cheapest place to manufacture them.
- Onları üretmek için en ucuz yer olduğundan dolayı elbiselerimizin çoğu Bengladeş'te yapılırlar.
I can reach the top shelf.
- Ben en üst rafa ulaşabilirim.
I want to be at the top of the company.
- Şirketin en üst kademesinde olmak istiyorum.
This is the finest picture I have ever seen.
- Bu şimdiye kadar gördüğüm en güzel resim.
Lee was dressed in his finest clothing.
- Lee en güzel elbisesini giymişti.
The snow-flakes seemed larger and larger, at last they looked like great white fowls.
- Kar taneleri, en sonunda büyük beyaz kuşlara benzeyene kadar büyüdü de büyüdü.
At last, he realized his error.
- En sonunda hatasını anladı.
This is the most recent picture of Tom I could find.
- Bu, Tom'un bulabildiğim en son resmi.
This is the most recent picture of Tom I have.
- Bu, Tom'un sahip olduğum en son resmi.
He is the greatest architect that has ever lived.
- O şimdiye kadar yaşamış en büyük mimar.
The strangest thing is that he saved his arch enemy from an unavoidable death.
- En tuhaf şey onun en büyük düşmanını kaçılmaz bir ölümden kurtarmış olmasıdır.
Fatima is the eldest student in our class.
- Fatma sınıfımızdaki en büyük öğrencidir.
The eldest son succeeded to all the property.
- En büyük oğlan bütün mülkiyetin varisi oldu.
Twitter is among the biggest enemies of Islam.
- Twitter İslâm'ın en büyük düşmanları arasındadır.
Her debut was the biggest social event of the season.
- Onun sahneye ilk çıkışı mevsimin en büyük sosyal olayı idi.
This lake is the deepest in this country.
- Bu göl bu ülkede en derindir.
This lake is deepest at this point.
- Bu göl bu noktada en derin.
In 2009, Selena Gomez became the youngest person to be named a United Nations Children's Fund Ambassador in the United States.
- 2009'da, Selena Gomez Amerika Birleşik Devletlerinde Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu Elçiliğine seçilen en genç kişi oldu.
Mike is the youngest in his family.
- Mike ailesinde en gençtir.
All the best wishes on this wonderful day.
- Bu harika günde bütün en iyi dileklerimle.
Let's wish Tom all the best.
- Tom'a en iyi dileklerimizi dileyelim.
I wish you nothing but the very best.
- Sana en iyisinden başka bir şey dilemiyorum.
I wish her the very best in her future endeavors.
- Gelecekteki çalışmalarında ona en iyisini diliyorum.
I have to make the best of that small room.
- Ben bu küçük odayla ilgili en iyisini yapmak zorundayım.
He is the best for this project.
- O, bu proje için en iyisidir.
It was exceptionally cold last summer, and the rice crop was the worst in 10 years.
- Geçen yaz oldukça soğuktu, ve pirinç ekini on yıl içinde en kötüydü.
You should prepare for the worst.
- En kötüsü için hazırlanmalısın.
Tom wants you to call him ASAP.
- Tom en kısa zamanda onu aramanı istiyor.
Tom wants you to get here ASAP.
- Tom en kısa zamanda buraya gelmeni istiyor.
What time are you the happiest?
- Ne zaman en mutlusun?
The world's happiest man is me.
- Dünyanın en mutlu erkeği benim.
They are our dearest friends.
- Onlar bizim en sevgili arkadaşlarımız.
Fadil eventually converted to Islam.
- Fadıl en sonunda İslam'a geçti.
The police eventually arrested Tom.
- Polis en sonunda Tom'u yakaladı.
The middle finger is the longest.
- En uzun parmak orta parmaktır.
Being 25 letters long, 'anticonstitutionnellement' is the longest word in French.
- 25 harf uzunluğunda olan ' anticonstitutionnellement ' Fransızcada en uzun kelimedir.
This book is chiefly concerned with the effects of secondhand smoking.
- Bu kitap en çok pasif içiciliğin etkileriyle ilgilenmektedir.
What is most important in life differs from person to person.
- Hayatta neyin en önemli olduğu kişiden kişiye değişir.
What is the most important tool ever invented?
- Bugüne kadar icat edilmiş en önemli araç nedir?
Customer service is one of our foremost priorities.
- Müşteri hizmetleri bizim en önemli önceliğimizden biridir.
First and foremost, you need to figure out why you're here.
- Birincisi ve en önemlisi, neden burada olduğunu anlaman gerekiyor.
I don't know when the meeting started, but it started at least thirty minutes ago.
- Toplantının ne zaman başladığını bilmiyorum ama en az otuz dakika önce başladı.
Tom always makes a point of arriving at least five minutes ahead of time.
- Tom her zaman en az beş dakika önce varmayı kendine vazife edinir.
At least somebody is having a good time.
- En azından biri iyi vakit geçiriyor.
Movers don't like people who read books. But at least they have a good reason.
- Nakliyeciler kitap okuyan insanlardan hoşlanmazlar. Ama en azından iyi bir nedenleri var.
Knowledge is the supreme goal.
- Bilgi en büyük hedeftir.
Knowledge is the supreme power.
- Bilgi en büyük güçtür.
This truck has a maximum load of 5 tons.
- Bu kamyon en fazla 5 ton yük taşıma kapasitesine sahip.
The bus can carry a maximum of forty people.
- Otobüs en fazla kırk kişi taşıyabilir.
We've bought three hours at best.
- En fazla üç saat satın aldık.
Tom always has the cutest profile pictures.
- Tom'un her zaman en hoş profil resimleri vardır.
Starbucks is the best place to buy coffee.
- Starbucks kahve satın almak için en iyi yerdir.
It looks like it will start pouring any second now. Better take an umbrella.
- Her an yağmaya başlayacak gibi. En iyisi şemsiye almak.
In my opinion, Twitter bird is the most evil bird in our world.
- Kendi görüşüme göre, Twitter kuşu dünyamızdaki en kötü kuştur.
Tom is the most evil person I have ever met.
- Tom şimdiye kadar tanıdığım en kötü kişidir.
Please do it as soon as possible.
- Lütfen bunu en kısa zamanda yapın.
You are supposed to report it to the police as soon as possible.
- Münkün olan en kısa zamanda bunu polise bildirmeniz gerekiyor.
She knows a lot about the latest fashions.
- O, en son modalar hakkında çok şey biliyor.
She follows all the latest trends in fashion.
- O modadaki bütün en son trendleri izler.
This laboratory is equipped with the latest computers.
- Bu laboratuvar en yeni bilgisayarlarla donatılmıştır.
He is driving at top speed.
- O en yüksek hızda sürüyor.
Food prices are at their highest level since the United Nations Food and Agriculture Organization began keeping records in 1990.
- Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Kurumu 1990'da kayıt tutmaya başladığından beri, yiyecek fiyatları en yüksek seviyesindedir.
Mount Everest is the world's highest peak.
- Everest Dağı Dünyanın en yüksek tepesidir.
The peak of Mt. Everest is the highest place in the world.
- Everest dağı dünyadaki en yüksek yerdir.
Paying attention to what you are doing is one of the most important keys to success.
- Ne yaptığına dikkat etmek başarmak için en önemli anahtarlardan biridir.
I think Beethoven is the greatest composer who ever lived.
- Sanırım Beethoven, şimdiye kadar yaşamış en büyük besteci.
The Lake Van is the greatest lake of Turkey.
- Van Gölü Türkiye'nin en büyük gölüdür.
The unemployment rate in the US in october 2015 was 5 percent, the lowest level since April 2008.
- Ekim 2015 yılında ABD'de işsizlik oranı yüzde 5, Nisan 2008 tarihinden beri en düşük seviyede.
The German unemployment rate was 4.5 percent in October 2015, the lowest level since 1981.
- Alman işsizlik oranı Ekim 2015'te yüzde 4.5 idi, 1981'den beri en düşük seviye.
She's at most 20 years old.
- O, en fazla yirmi yaşındadır.
Tom is thirty at most.
- Tom en fazla otuzdur.
At the most, he earns 50 dollars a week.
- En fazla, haftada 50 dolar kazanır.
Cherry blossoms last only for a few days, a week at the most.
- Kiraz çiçekleri, sadece birkaç gün dayanır, en fazla bir hafta.
We've bought three hours at best.
- En fazla üç saat satın aldık.
Tom is one of the nicest guys I've ever met.
- Tom şimdiye kadar tanıştığım en hoş erkeklerden biri.
Tom's one of the nicest guys I've ever met.
- Tom, tanıştığım en hoş erkeklerden birisi.
Who can run fastest in your class?
- Senin sınıfında en hızlı kim koşabilir?
Next to him, I'm the fastest runner in our class.
- Onun yanında, ben bizim sınıfta en hızlı koşucuyum.
The quickest means of travel is by plane.
- En hızlı seyahat aracı uçaktır.
What's the quickest way to deal with this problem?
- Bu sorunla ilgilenmenin en hızlı yolu nedir?
Who is the tallest of all?
- Hepsinin en uzunu kim?
Tom is the tallest in his family.
- Tom ailesinde en uzundur.
This building is the architect's crowning achievement.
- Bu bina mimarın en yüksek başarısıdır.
Mount Everest is the world's highest peak.
- Everest Dağı Dünyanın en yüksek tepesidir.
His essay gave only a superficial analysis of the problem, so it was a real surprise to him when he got the highest grade in the class.
- Onun denemesi, sorunun sadece yüzeysel bir analizini yaptı, bu yüzden sınıfta en yüksek notu aldığında ona gerçekten büyük bir sürpriz olmuştu.
He is the richest man on earth.
- O, dünyadaki en zengin adam.
Tom is the richest man I know.
- Tom tanıdığım en zengin kişidir.
Tom is at most thirteen years old.
- Tom en çok on üç yaşında.
She is eighteen at most.
- O en çok on sekizdir.
Take the one you like best, whichever it is.
- En çok sevdiğin birini al, hangisi olursa olsun.
What subjects do you like the best?
- En çok hangi konuları seversin?
This watch costs ten dollars at the most.
- Bu saat en çok on dolar tutar.
It'll take us three, maybe four weeks at the most.
- En çok üç, belki dört haftamızı alacak.
The main thing I'm worried about is that I'm not worried.
- Endişelendiğim en önemli şey endişeli olmadığımdır.
Best regards to your father.
- Babana en iyi dileklerimle.
The university conferred its highest degree on him.
- Üniversite ona en yüksek dereceyi bahşetti.
Customer service is one of our foremost priorities.
- Müşteri hizmetleri bizim en önemli önceliğimizden biridir.
Mary is the country's foremost expert on the conflict in Syria.
- Mary ülkenin Suriye'deki çatışma konusundaki en önde gelen uzmanıdır.