She can't control her emotions.
- O, duygularını kontrol edemez.
Tom got a grip on his emotions.
- Tom duygularını kontrol altına aldı.
I may have hurt his feelings.
- Ben onun duygularını incitmiş olabilirim.
We were afraid that we might hurt his feelings.
- Biz onun duygularını incitmekten korktuk.
We were afraid that we might hurt his feelings.
- Biz onun duygularını incitmekten korktuk.
I may have hurt his feelings.
- Ben onun duygularını incitmiş olabilirim.
I can't feel anything in my left foot; there's no sensation at all.
- Ben sol ayağımda bir şey hissedemiyorum; hiç duygu yok.
Pain is an entirely personal sensation.
- Ağrı tamamen kişisel bir duygudur.
Taro has a strong sense of responsibility.
- Taro güçlü bir sorumluluk duygusuna sahiptir.
Tom has an aesthetic sense for modern painting.
- Tom'un modern resim için estetik duygusu vardır.
Music moves the feelings.
- Müzik duyguları tahrik eder.
He looked confident but his inner feelings were quite different.
- Emin görünüyordu fakat onun iç duyguları tamamen farklıydı.
I didn't even know that these sentiments still existed.
- Böyle duyguların hâlâ var olduğunu bilmiyordum bile.
Tom couldn't help but feel sentimental.
- Tom duygusal hissetmekten kendini alamadı.
He shows warm affection for his children.
- O, çocukları için sıcak duygusal yakınlık gösteriyor.
Don't toy with her affections.
- Onun duyguları ile oyun oynama.