She earns more than she spends.
- O harcadığından daha fazla para kazanıyor.
I'd like to stay one more night. Is that possible?
- Bir gece daha kalmak istiyorum. Mümkün mü?
Mom was innocent enough to ask him: Would you like any more beer?
- Annem yeteri kadar masum bir halde Biraz daha bira ister misin? diye sordu.
Do you feel any better today?
- Bügün daha iyi hissediyormusun?
Tom has only one more night in Boston.
- Tom'un Boston'da sadece bir gecesi daha var.
You'd be able to do the puzzle if only you had a little bit more patience.
- Biraz daha sabırlı olsaydın, bulmacayı yapabilecektin.
A bird in hand is safer than one overhead.
- Eldeki bir kuş yukardakinden daha emniyetlidir.
It took me more than one month to get over my cold.
- Soğuk algınlığımı atlatmam bir aydan daha fazla zamanımı aldı.
In comparison to him, I am still older.
- Onunla kıyaslarsak, ben hâlâ daha büyüğüm.
Tom still has one more month to go before he graduates.
- Tom'un mezun olmadan önce gideceği bir ayı daha var.
In the north, there's Scotland; in the south, England; in the west, Wales; and further west, Northern Ireland.
- Kuzeyde İskoçya, güneyde İngiltere, batıda Galler ve daha batıda da Kuzey İrlanda var.
We cannot offer a further price reduction under the current circumstances.
- Biz, mevcut koşullar altında daha fazla fiyat indirimi teklif edemeyiz.
We have not yet discussed which method is better.
- Hangi yöntemin daha iyi olduğunu henüz tartışmadık.
You ain't seen nothing yet.
- Daha bir şey görmedin ki.
He is richer than anyone else in this town.
- O bu şehirdeki başka herkesten daha zengindir.
He is richer than anyone else in this town is.
- O, bu şehirdeki herhangi başka birinden daha zengin.
He could not walk any further.
- O, daha ileriye yürüyemedi.
I can't go any further.
- Ben daha ileriye gidemem.
We've got a lot more than just biceps in our arms, Per.
- Kollarımızdaki pazularımızdan çok daha fazlasına sahibiz,Per.
Just how well can masks block the, even smaller than pollen, yellow sand dust? I think it much more of a nuisance than pollen.
- Maskeler sarı kum tozunu,polenlerden dahada küçük,ne kadar iyi engelleyebilir?Sanırım o polenden oldukça daha fazla bir baş belasıdır.
As people get older, their brain cells become less efficient.
- İnsanlar yaşlanırken, beyin hücreleri daha az verimli olur.
There is less time than I thought.
- Sandığımdan daha az zaman var.
This is a good book, but that is better.
- Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.
I'm feeling a lot better.
- Çok daha iyi hissediyorum.
I almost missed the train.
- Az daha treni kaçırıyordum.
She'll try it once more.
- O onu bir kez daha deneyecek.
Try doing it once more.
- Onu bir kez daha yapmayı dene.
France and Britain were at war once again.
- Fransa ve İngiltere bir kez daha savaştaydı.
She was late once again.
- Bir kez daha geç kalmıştı.
I didn't meet him again after that.
- Ondan sonra bir daha onunla karşılaşmadım.
Please do that again.
- Lütfen onu bir daha yap.
I recognized him immediately since we had previously met.
- Daha önce tanıştığımız için onu hemen tanıdım.
There were a lot of teachers from Australia and New Zealand at the English conversation school I went to previously.
- Daha önce gittim İngilizce konuşma okulunda Avustralya ve Yeni Zelanda'dan birçok öğretmen vardı.
Tom had no further questions.
- Tom'un daha fazla sorusu yoktu.
Please make an appointment to come in and discuss this further.
- İçeriye girmek ve bunu daha fazla görüşmek için bir randevu al lütfen.
Tom doesn't need any more soap. Mary gave him enough to last a lifetime.
- Tom'un daha fazla sabuna ihtiyacı yok. Mary ona bir ömür boyu yetecek kadar sabun verdi.
Tom didn't want to spend any more time than necessary in Boston.
- Tom Boston'da gerektiğinden daha fazla zaman geçirmek istemedi.
Does a government have to serve ideologies, or rather, the interests of the people?
- Bir hükümet ideolojiler mi sunmak zorunda? Daha doğrusu insanların çıkarlarına mı hizmet etmek zorunda?
I don't feel good or rather, I feel terrible.
- İyi hissetmiyorum veya daha doğrusu, kötü hissediyorum.
You should've told me earlier.
- Bana daha evvel söylemeliydin.
I spoke with Tom earlier today.
- Bugün daha evvel Tom'la konuştum.
Tom looks thinner every day.
- Tom her gün daha ince görünüyor.
Mary likes to wear clothes with vertical stripes, because she heard they make you look thinner.
- Mary dikey çizgili giysiler giymekten hoşlanır çünkü onların daha ince gösterdiğini duymuş.
Peace is preferable to war.
- Barış savaştan daha iyidir.
It would be preferable for you to surrender.
- Teslim olmanız daha iyi olurdu.
I'll explain afterwards.
- Daha sonra açıklayacağım.
Afterwards, he assumed a new identity.
- Daha sonra, yeni bir kimlik üstlendiler.
Tom was subsequently arrested.
- Tom daha sonra tutuklandı.
Sami was subsequently murdered.
- Sami daha sonra öldürüldü.
One more person will be joining us later.
- Daha sonra bir kişi daha bize katılıyor olacak.
He explained later how he made this decision.
- Bu kararı nasıl verdiğini daha sonra açıkladı.
Tom sat at the bottom of the stairs wondering what he should do next.
- Tom daha sonra ne yapması gerektiğini merak ederek merdivenlerin alt kısmında oturdu.
There is no telling what will happen next.
- Daha sonra ne olacağını anlatmak yok.
Mary told Tom: Let's begin with a short sentence, and then we'll see...
- Mary Tom'a söyledi: Kısa bir cümle ile başlayalım, ve daha sonra göreceğiz...
I'll tell him so then.
- Ben ona daha sonra söylerim.
She is older and wiser now.
- O,şimdi daha yaşlı ve daha akıllıdır.
He is older and wiser now.
- O,şimdi daha yaşlı ve daha akıllıdır.
Tom's computer is much newer than mine.
- Tom'un bilgisayarı benimkinden çok daha yeni.
Tom has a newer car than I do.
- Tom'un benimkinden daha yeni bir arabası var.
This substance is mostly composed of hydrogen and oxygen.
- Bu madde, daha çok hidrojen ve oksijenden oluşur.
He is not what is called a genius. Rather, he is a hard worker.
- Ona dahi denilmez, daha doğrusu o çalışkan bir işçidir.
I don't feel good or rather, I feel terrible.
- İyi hissetmiyorum veya daha doğrusu, kötü hissediyorum.
I like coffee much more than tea.
- Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.
Humility often gains more than pride.
- Alçak gönüllülük çoğunlukla kibirden daha çok yükseltir.
We need to discuss this further.
- Bunu daha da tartışmak istiyoruz.
Prices are going to rise still further.
- Fiyatlar daha da artacak.
The wind blew harder yet when we reached the top of the hill.
- Tepenin üstüne ulaştığımızda rüzgar daha da sert esti.
The history of China is older than that of Japan.
- Çin'in tarihi Japonya'nınkinden daha eskidir.
Tatoeba: We've got sentences older than you.
- Tatoeba: Bizim sizden daha eski cümlelerimiz var.
Phenolphthalein will turn fuchsia in the presence of a base with a pH of or above 10.0 and will remain colorless in the presence of a solution with a pH of or below 8.2.
- Fenolftalein, 10.0 ya da daha fazla bir pH'a sahip olan bir baz varlığında parlak mora dönüşecektir ve 8.2 ya da daha az bir pH değerine sahip bir çözeltinin varlığında renksiz kalacaktır.
Foreign accent syndrome is an as-yet unexplained medical condition where the patient can no longer pronounce his mother tongue correctly and seems to have a foreign accent.
- Yabancı aksan sendromu henüz açıklanamayan, hastanın anadilini daha fazla düzgün şekilde telaffuz edemeyip yabancı bir aksanla konuşmaya başlamasıyla vuku bulan tıbbi bir durumdur.
He may wait no longer.
- Daha fazla bekleyemeyebilir.
I had no more than 1,000 yen.
- 1,000 yenden daha fazlasına sahip değilim.
He kept me waiting for more than an hour.
- O beni bir saatten daha fazla bekletti.
I was too tired to walk any farther.
- Daha fazla yürüyemeyecek kadar çok yorgundum.
I cannot stand his arrogance any longer.
- Ben artık onun küstahlığına daha fazla dayanamam.
Tom says he can't ignore Mary's behavior any longer.
- Tom Mary'nin davranışını daha fazla görmemezlikten gelemeyeceğini söylüyor.
The patient was quite beyond help, so that the doctors could do no more.
- Hasta yardım almanın ötesindeydi, onun için doktorlar daha fazlasını yapamadı.
the worst is still to come - en kötüsünü daha görmedik , henüz en kötü dönemi görmedik.
the worst is still to come - en kötüsünü daha görmedik , henüz en kötü dönemi görmedik.
You should've come sooner.
- Daha çabuk gelmeliydin.
What will a child learn sooner than a song?
- Bir çocuk bir şarkıdan daha çabuk ne öğrenir?
His new job further separates him from his family.
- Onun yeni işi onu ailesinden daha çok ayırıyor.
Apply to the office for further details.
- Daha çok bilgi için ofise başvurun.
I don't like it any more than you do.
- Onu senden daha çok sevmiyorum.
I don't like you any more than you like me.
- Seni senin beni sevdiğinden daha çok sevmiyorum.
During the presentation the speaker talked mainly about gender inequality.
- Sunumda konuşmacı daha çok cinsiyet eşitsizliğinden bahsetti.
I got together with her mainly because we seemed to share the same feelings about things.
- Daha çok şeyler hakkında aynı hisleri paylaşıyor gibi göründüğümüzden onunla anlaşmaya vardım.
I like vocal music better than instrumental music.
- Ben vokal müziği enstrümantal müzikten daha çok severim.
I like English better.
- İngilizceyi daha çok severim.
Tom is more of a singer than a guitarist.
- Tom bir gitaristten daha çok birşarkıcıdır.
The student has already solved all the problems.
- Öğrenci tüm problemleri daha önce çözdü.
I doubt that Tom knew that Mary was already married.
- Tom'un Mary'nin daha önce evli olduğunu bildiğinden şüpheliyim.
I had never seen such a beautiful girl before.
- Ben daha önce böyle güzel bir kız hiç görmemiştim.
Have you made a speech in English before?
- Daha önce İngilizce bir konuşma yaptın mı?
I can't remember of the subsequent events.
- Ben daha sonraki olayları hatırlamıyorum.
Keep your eyes wide open before marriage, half shut afterwards.
- Evlenmeden önce gözlerinizi tam açın, daha sonra yarı kapatın.
If you want to have parties in my house, clean up everything afterwards, and don't break anything, or else pay for the damage.
- Benim evimde partiler vermek istiyorsanız, daha sonra her şeyi temizleyin ve bir şey kırmayın, ya da zarar için ödeme yapın.
If you want to have parties in my house, clean up everything afterwards, and don't break anything, or else pay for the damage.
- Benim evimde partiler vermek istiyorsanız, daha sonra her şeyi temizleyin ve bir şey kırmayın, ya da zarar için ödeme yapın.
Afterwards, he assumed a new identity.
- Daha sonra, yeni bir kimlik üstlendiler.
Send for the doctor at once, or the patient will get worse.
- Derhal doktoru çağır, yoksa hasta daha kötü olacak.
Tom speaks French worse than English.
- Tom, Fransızcayı İngilizceden daha kötü konuşur.
Luna is close by. Mars is much farther away.
- Ay yakındır. Mars çok daha uzaktır.
The school is farther than the station.
- Okul istasyondan daha uzaktır.
Prices are going to rise still further.
- Fiyatlar daha da artacak.
I will telephone you later on.
- Daha sonra sana telefon edeceğim.
He remained abroad later on.
- Daha sonra yurt dışında kaldı.
My hens laid fewer eggs last year.
- Benim tavuklar geçen yıl daha az yumurtladı.
Families began to have fewer and fewer children.
- Aileler gittikçe daha az çocuk sahibi olmaya başladı.
With some books, the more I read them, the less I understand them.
- Bazı kitaplarla, ben daha fazla okudukça, ben onları daha az anlıyorum.
I can't take it anymore! I haven't slept for three days!
- Artık daha fazla dayanamıyorum! Üç gündür uyumadım!
Tom can't stand up straight anymore.
- Tom daha fazla düz durmaya dayanamıyor.
Some people think eating at home is better for you than eating out.
- Bazı insanlar senin için evde yemenin dışarıda yemekten daha iyi olduğunu düşünüyor.
If you cannot work out the problem, you had better try a different method.
- Eğer problemi çözemezsen, farklı bir metot denemen daha iyi olur.
Which is cheaper, this or that?
- Hangisi daha ucuz, bu mu yoksa o mu?
I think skateboards are usually cheaper than rollerblades.
- Kaykayların genellikle tekerlekli patenlerden daha ucuz olduklarını düşünüyorum.
His old company gave him the shaft. But I admire the way he turned bad luck into good and did even better with his own business.
- Eski şirketi ona kazık attı. Fakat onun kötü şansını iyiye çevirmesine ve kendi işinde daha da iyisini yapmasına hayranım.
The storm became even more violent.
- Fırtına daha da şiddetlendi.
He is superior to her in math.
- Matematikte ondan daha iyi.
Give it your all, and you won't be sorry later.
- Elinden geleni yap ve daha sonra üzülme.
The thief hit me and gave me a black eye and then ran off.
- Hırsız bana vurdu ve gözümü morarttı ve daha sonra kaçtı.
Our school is further away than the station.
- Okulumuz istasyondan daha uzaktır.
It's just a little further.
- O sadece biraz daha uzak.
I am a writer rather than a teacher.
- Bir öğretmenden daha ziyade bir yazarım.
Such things are often a result of accident rather than malice.
- Bu tür şeyler çoğunlukla kötülükten daha ziyade bir kaza sonucudur.
He values honor above anything else.
- O, onura her şeyden daha çok değer verir.
I'd much rather be at home.
- Ben daha çok evde olmayı tercih ederim.
Rather than cry, you should take action!
- Ağlamaktan daha çok aksiyon almalısın.
Tom is in worse trouble than I thought.
- Tom'un başı düşündüğümden daha çok dertte.
He knows little of mathematics, still less of chemistry.
- O biraz matematik, daha az kimya bilir.
I'm no less of a sinner than you.
- Ben senden daha az günahkâr değilim.
Had you come a little earlier, you could have met her.
- Eğer biraz daha erken gelseydin, onunla karşılaşabilirdin.
In those days, I went to bed earlier.
- O günlerde ben daha erken yatmaya gittim.
They wanted no further spread of slavery.
- Köleliğin daha fazla yayılmasını istemediler.
No further discussion is necessary.
- Daha fazla tartışma gereksiz.
Of two evils, choose the lesser.
- İki kötülükten daha az olanını seç.
Let's find out more about her.
- Onun hakkında daha çok şey öğrenelim.
Let's find out more about them.
- Onlar hakkında daha çok şey öğrenelim.