The family ate dinner together.
- Aile, akşam yemeğini birlikte yedi.
I think that our living together has influenced your habits.
- Sanırım birlikte yaşamamız senin alışkanlıklarını etkiledi.
I have a little money. With you and this, I am happy.
- Az param var. Bununla birlikte seninle mutluyum.
I'll be with you as soon as I finish this job.
- Bu işi bitirir bitirmez seninle birlikte olacağım.
She was intelligent as well as beautiful.
- O zeki olmakla birlikte güzeldi.
Everyone has the right to own property alone as well as in association with others.
- Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mal ve mülk sahibi olma hakkına sahiptir.
Bribes are something that arises in conjunction with power organizations.
- Rüşvet güç örgütleri ile birlikte ortaya çıkan bir şeydir.
We run the store jointly.
- Biz mağazayı birlikte çalıştırıyoruz.
I went to Nikko along with them.
- Ben onlarla birlikte Nikko'ya gittim.
Tom boarded the ship along with his three children.
- Tom, üç çocuğu ile birlikte gemiye bindi.
He came in company with his mother.
- Şirkete annesiyle birlikte geldi.
Fadil asked Dania to live with him in the house he shared with his grandmother.
- Fadıl, Dania'dan büyükannesi ile paylaştığı evde birlikte yaşamasını istedi.
We often took a walk along the seashore together in the morning.
- Biz genellikle sabahları birlikte sahil boyunca bir yürüyüş yapardık.
Tom and Mary argue a lot, but they still get along quite well together.
- Tom ve Mary çok tartışırlar ama yine de birlikte oldukça iyi geçinirler.
They had been working together for common interests.
- Ortak çıkarları için birlikte çalışmaktaydılar.
They knew they must fight together to defeat the common enemy.
- Ortak düşmanı yenmek için birlikte dövüşmek zorunda olduklarını biliyorlardı.
A surgeon lives with Death, his inseparable companion - I walk hand in hand with him.
- Bir cerrah ayrılmaz arkadaşı olan ölümle birlikte yaşar - Ben onunla el ele yürüyorum.
Industrialization often goes hand in hand with pollution.
- Sanayileşme çoğu kez kirlilikle birlikte gider.
We run the store jointly.
- Biz mağazayı birlikte çalıştırıyoruz.
Bribes are something that arises in conjunction with power organizations.
- Rüşvet güç örgütleri ile birlikte ortaya çıkan bir şeydir.