Yağmur yüzünden gelemedim.
- I couldn't come because of the rain.
Posta grev yüzünden ertelendi.
- The mail is delayed because of the strike.
Kötü hava nedeniyle, şehir gezisi düşünceleri terk edildi.
- Because of the bad weather, any thought of sight-seeing in the city was abandoned.
Hastalık nedeniyle partiye gidemedim.
- I could not go to the party because of illness.
İki saat süresince karın içinde otobüsü bekledim.
- I waited for the bus in the snow as long as two hours.
Bu yer yüzmek için elverişli.
- The place is convenient for swimming.
Abraham, Lucy için Joseph ile kavga etti.
- Abraham got into a fight with Joseph because of Lucy.
Modern iletişim ve ulaşım sistemleri sayesinde dünya küçülüyor.
- Because of modern communication and transportation systems, the world is getting smaller.
Kardeşim orduya katılmak istedi ama bir kalp rahatsızlığı nedeniyle hizmet etmek için uygun olmadığına karar verildi.
- My brother wanted to join the army but because of a heart condition he was judged unfit to serve.
Babasının ani ölümü nedeniyle, eğitim için yurtdışına gitmekten vazgeçti.
- He gave up going abroad to study because of his father's sudden death.
Şiddetli fırtına sebebiyle seyahat iptal edildi.
- The trip was canceled because of the terrible storm.
Şiddetli fırtına sebebiyle gezi iptal edildi.
- The trip was canceled because of the terrible storm.
Senin için onun yoluna gireceğini umuyorum, Tom.
- I hope it works out for you, Tom.
Japonya'nın dış yardımları yurttaki ekonomik yavaşlamadan dolayı kısmen azalıyor.
- Japan's foreign aid is decreasing in part because of an economic slowdown at home.
Gürültüden dolayı uyuyamıyoruz.
- We can't sleep because of the noise.
Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.
- Everyone, without any discrimination, has the right to equal pay for equal work.
Tom yaptığı bütün iş karşılığında ne alıyor?
- What does Tom get in return for all the work he's done?
O, iki yanlış başlama yüzünden yarıştan diskalifiye edildi.
- She was disqualified from the race for two false starts.
O, cinayet yüzünden hapse atılmıştır.
- He was framed for murder.
O çaba kuvvetiyle başardı.
- He succeeded by dint of effort.
Mağdur kimselerin yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını karşılamalıyız.
- We must provide food and clothes for the victims.
Biriyle ilk defa karşılaştığında,konuşmayı hafif sürdür.
- When meeting a person for the first time, keep the conversation light.
Onun görev için uygunluğundan hiç kimsenin kuşkusu yok.
- No one doubts her fitness for the post.
Bu oda uyumak için uygun değil.
- This room is not suitable for sleeping.
Gemi kıyıya doğru gitti.
- The ship made for the shore.
O, iş için doğru kişidir.
- He is the proper person for the job.
Pele, birçok önemli maçta Brezilyalı takımlar adına oynadı.
- Pele played for the Brazilian teams in many important matches.
O evsizler adına konuştu.
- She spoke for the homeless.
Turning against your own poor father, to set them bloody-minded soldiers on him! And now he'll be taken and hanged, and I shall be a poor miserable widow woman all along of you! — Charlotte M. Yonge, The Carbonels, 1896.
He can't see the forest for the trees.
- Because of these trees, he can't see the forest.
Because my nephew was still young, he was forgiven.
- My nephew was excused because of his youth.
... And because of Fibonacci, ...
... And because of that, I think we, as Google, and as an ...