Tom dosdoğru bakarken tek başına oturuyordu.
- Tom sat alone, staring straight ahead.
Dosdoğru kapıya gittim.
- I went straight to the door.
Çok düzgün dişlerin var.
- You have very straight teeth.
Düzgün ateş edebilir misin?
- Can you shoot straight?
Ben düz gitmek istiyorum.
- I want to go straight.
Ayrıca Felicja'nın da sarı düz saçları var.
- Also Felicja has blonde straight hair.
Bize doğru yolu göster.
- Show us the straight path.
O kelimelerin doğruca kalbinden geldiğini söyledi.
- He said the words came straight from his heart.
Dümdüz yürümeye devam edin.
- Keep walking straight ahead.
Kiliseye varana kadar dümdüz git.
- Go straight ahead until you reach the church.
Tom heteroseksüel bir erkek.
- Tom is a straight guy.
Mario, bana eşcinsel demekten vazgeç! Ben heteroseksüelim!
- Mario, stop calling me gay! I'm straight!
Ben brendimi sek severim.
- I like my brandy straight.
O, düz çizgiler çizer.
- He draws straight lines.
Sadece net bir cevap istiyorum. Daha fazla bir şey değil.
- I just want a straight answer. Nothing more.
Tom'dan net bir cevap alamıyorum.
- I can't get a straight answer from Tom.
Konuyu açıkladığın için teşekkür ederim.
- Thank you for setting the record straight.
Önceliklerini açıklığa kavuştur.
- Get your priorities straight.
Miami Heat arka arkaya ikinci NBA şampiyonluğunu kazandı.
- The Miami Heat won a second straight NBA championship.
O, tamamen gülmeyen bir suratla fıkra anlattı.
- She told the joke with a completely straight face.
O gülmeyen bir yüzle fıkra anlattı.
- She told the joke with a straight face.
Sadece on üç saat aralıksız çalıştım.
- I just worked 13 hours straight.
Viskinizi susuz mu istersiniz yoksa onu suyla karıştırmalımıyım?
- Do you want your whiskey straight or should I mix it with water?
Doğru söyleyip söylemediğimi anlamak için beni iyice süzdü.
- His eyes searched my face to see if I was talking straight.
Tom'un ciddi kalması zordu.
- It was hard for Tom to keep a straight face.
O, ciddiyetini koruyor.
- He's keeping a straight face.
Hemen sana geleceğim.
- I'll come to you straight away.
O şimdi öğle yemeğinde dışarıda olacak, bu yüzden hemen aramamız bir işe yaramaz.
- He'll be out at lunch now, so there's no point phoning straight away.
Direkt eve gideceğim.
- I'll go straight home.
İşten sonra direkt eve giderim.
- I go straight home after work.
O, şimdi odasındaki şeyleri düzenliyor.
- She's now straightening up her room.
Bak, bu konuda dürüst olmak istiyorum.
- Look, I want to be straight about this.
Tom çok dürüst bir kişi.
- Tom is a very straightforward person.
Onu doğruca bana ver.
- Give it to me straight.
O kelimelerin doğruca kalbinden geldiğini söyledi.
- He said the words came straight from his heart.
O, tamamen gülmeyen bir suratla fıkra anlattı.
- She told the joke with a completely straight face.
Tom tam karşıda bakarken tek başına oturuyordu.
- Tom sat alone, staring straight ahead.
Ben tümüyle emin olmak istiyorum.
- I would like to set the record straight.
Ben doğrudan doğruya onun gözlerinin içine baktım.
- I looked her straight in the eye.
Dik oturmanın sırtın için zararlı olduğunu duydum.
- I've heard that sitting up straight is bad for your back.
Boş bir çuvalın dik durması zordur.
- It is hard for an empty sack to stand straight.
Go straight back.
a straight answer.
straight whiskey.
On arriving at work, he went straight to his office.
Everything is straight now.
He always votes a straight ticket.
a straight six.
He claims he can hold his breath for three minutes straight.
... up again. You'll see chronic unemployment. We've had 43 straight months with unemployment ...
... just one way to be beautiful, you know, tall or short, straight hair or curly or whatever, ...